23 Nisan 2014 Çarşamba

BAYTAR NURİ’NİN ÖRTÜLÜ İTİRAFLARI

Bizim gençliğimizde Dersim’le ilgili yazılı kaynaklar yoktu. El altından kopyası dağıtılan Baytar Nuri’nin Kürdistan Tarihinde Dersim kitabı tek yazılı kaynaktı. Kitaplarda yazılanların çok önemli görüldüğü bir dönemde, bu kitapta yazılanlar tek doru olarak görüldü. Gerçi Baytar Nuri’nin söyledikleri halkımızın anlatımları ile uyumuyordu. Yalılarımız yazılanlara katılmıyordu. Biz yine de kitapta yazıyorsa dorudur anlayıındaydık.

Yanılmıyorsam, Baytar Nuri’nin yazdıklarına ilk eletiriyi Mustafa Düzgün ve Seyfi Cengiz yaptı. Dersim ile ilgili belge ve bilgiler çoalınca Baytar’ın dediklerinin doruluu tartıılmaya balandı.

Baytar Nuri’nin Hatıratım diye baka bir kitabı da var. Bu iki kitap birbirini tamamlıyor.

Dersim’i biraz bilen, dilini-kültürünü tanıyanlara bu iki kitabı yeniden okumalarını öneririm.

Ben yeniden okudum.

Baytar Nuri bir nevi itirafname yazmı. Ama itiraflarını perdelemi. Durumunu kurtarmak için hayali senaryolar icat etmi.

Kendisi yazıyor, Suriye’ye çıkana kadar devlet hizmetinde çalı. Hep özel emirlerle kurtarılmı. Kendisine payeler verilmi. Her gittii yerde çiftlikler hediye edilmi. Devlet adına Dersimlilere elçi olarak gönderilmi. Dersim airetlerini devletle barıtırmak istemi.

Sadece devletle deil, zamanın Kürt örgütleriyle de ilikisini koparmamı. Çok taraflı birisi. İki elinde üç boncuk saklamı.

Birisini devlete, birisini Kürtlere, birisini de Dersimlilere gösteriyormu.

Babasının Yolunda

Baytar Nuri’nin babasının devletle arası iyidir. Dersimlilere Türkçe öretmekle görevlidir. Ayrıca Mılla’lık yapmaktadır. Birinci görevi Türkçe öretmektir. İkinci görevi, eski yazıyı bildiinden ölümlerde Kuran okumaktır. Baytar’a göre, “Dersim genel airetleri arasında sülalemize mensup ahsiyetlerden baka katiyen hiç bir okur-yazar tahsil sahibi kimseye maalesef tesadüf edilmemitir” (Hatıratım, sf. 18) Anlaılıyor ki aile olarak devletle baları vardır. Babası Dersim valisi Kemahlı Saırolu Sabit’e methiye iirleri yazmı, hediye olarak da olu yatılı mektebe kaydedilmitir. (Hatıratım, sf. 26).



Elazı’daki mektebi bitirince Istanbul’a gider. Baytarlık mektebine girer. Yazdıklarına inanılırsa bu yıllarda Kürt örgütlerine katılır. Hatta hedef haline gelir. Gözden kaybolur. Dersim airetleri haberdar olurlar, Babıaliye iddetli protestolar gönderirler. Osmanlı idaresi de takibattan vazgeçer. (Hatıratım, sf. 35)
Aynı yıl Dersim’e ailesinin yanına gelir. Nedense Hozat’ta mutasarrıf olan Kemahlı Saırzade Sabit Bey’in övgülerine mazhar olur. (age, sf. 35)

Enteresan, hem Osmalı ile Dersimi karı karıya getirecek kadar önemli birisi, hem de nedense Dersim’e gelince Vali barına basıyor.
İnsanın içinden bu ne sevgi demesi geliyor.

Baytar Nuri Orduya Katılıyor

Baytar Nuri 1. Dünya Savaı sürecinde ordu hizmetine girer. Üç ay sonra 4. Ordu menzil müfettilii nokta baytarlıına zabit vekili rütbesiyle tayin olur ve merkez memuru olur (age, sf.79).

Bugünki dile çevirirsek, subaylık rütbesine kavumutur. Ayrıca merkez memurudur. Merkez memuru ne anlama geliyor belli deil. Muhtemelen istihbarat görevlilerine böyle diyorlar. Bu görevini çok iyi yapıyor. “erkanı harp binbaısı Ali Rıza Beyin son derece hüsnü teveccühüne mazhar oluyor.” (age, sf. 79) Kendisine taktirnameler veriliyor. Güya aynı zamanda da Kürtleri uyandırmakla çalııyormu. Takip ediliyormu. (age, sf. 80)

Baytar’ın kendisi ile ilgili yalanları bir yana, devlet hizmetini ödülsüz bırakmıyor.
Birinci dünya savaı yıllarıdır. Osmanlının ii zor. Ermeni örgütlenmeleri güçleniyor. Rus ordusunun igal tehlikesi var.

Hep söylenir, Osmanlı’da oyun çoktur. Dersimliler bölgede önemli bir güç. Hem airet kuvvetleri olarak dikkate deer güçleri var. Hem de corafik olarak Ermeni-Kürt-Türk çelikisinin merkezindeler. Osmanlı, Dersim’i yanına almaya çalıır. Aslında Dersim’i Rusların önüne sürmek ister. Zaten biliniyor. Henüz Rus Ordusu Erzincan’a gelmeden Osmanlı Ordusu Sivas-Malatya hattına geri çekildi. Bu süreçte Dersim’in aırlıı artıyor. Osmanlı Dersim’le barıık deil.

Dersim’in Alevi kimlii de dikkate alınarak Bektai Çelebi Cemalettin Efendi Dersim’e gönderilir. Kahramanımız burada da devreye girer, “ordu emriyle Çelebi Cemalettin Efendi’ye müavir” olur. (age, sf.84) Çelebi Efendi baarılı olamaz. Dersimliler Osmanlının elçisine güvenmezler. Yerine adamı Baytar Nuri kalır. Fahri Yüzbaı rütbesiyle Dersim’e gider. Emrinde 65 kiilik askeri müfreze vardır. Kısaca görevi udur: “airetlere nasihatta bulunmak, askeri güçlere saldırıyı önlemek.” (sf. 85) Baytar da baarılı olmaz. Kendi deyimiyle, “Dersimliler bildiklerinden amıyorlardı.” (sf. 85)



Dersimliler Baytar’ı Tutuklarlar

Görevini kendisi yazıyor.

Baytar Osmanlının 2. Ordu kumandanı Vehip Paa’nın huzuruna çıkar. Vehip Paa kendisine görevini açıklar.

Okuyalım:

“Çelebi Efendi’nin onayı gereince Dersim’de asayiin salanması ve airetlerin hükümet merkezlerine saldırı ve igallerini önlemek ve sava sonunda Kürtlerin milli isteklerinin yerine getirilmesinin salanması için ordu adına kesin söz verdiini bildirdi. Bu sözlerine ilavetende, ‘airet reislerine örtülü ödenekten verilmesi uygun görülen paranın daıtımı için idari yetki ile Dersim’e gitmem gerektiini bildirmiti” (Kürdistan Tarihinde Dersim, sf, 75).

Baytar devletin güvendii birisi. Örtülü ödenein Dersim’deki idari temsilcisi. Öyle her devlet memuruna bu ileri vermezler. Baytar, derin devlet, çekirdek devlet denilen kuruma balı olarak çalııyor.

Baytar Nuri’nin devlet adına elçilii istedii gibi gitmez. Koçan kuvvetleri onu tutuklarlar. Baytar’ı okumaya devam edelim.

“… Hozat merkezine gitmek üzere Ulukale bölgesine yetidiimde Koçan aireti tarafından abluka edilmitim, tabi teslim oldum. Airet reislerinden Hüseyin Aa, bizi teslim alarak, Dersim’e ne amaçla geldiimi ve nereye gideceimi bildiini bildirdikten sonra, beni ahsen tanımasına ve hatta aramızda kivrelik denilen ananevi ba mevcut bulunmasına ramen bizi silahsızlandıracaını ve milyonlara varan paraların yanımızda mevcut bulunduunu bildii halde buna el dokundurmayacaını sözlerine ekledi.” (KTD, sf. 75-76)

Koçanlılar silahları aldıktan sonra serbest bırakırlar. Baytar eski efi Vali Sabit’ın yanına gider. Örtülü ödenein parasını daıtmakla ilgilenir. Dersimlilerle askeri kuvvetler ve milis airetleri arasında Hozat çevresinde çatımalar olur. Baytar, bunu “çapulculuk” olarak adlandırır. Dersimliler Baytar’ı yeniden tutuklamak isterler. “Gönderdiim haberlere karılık olarak Hozat’dan çıkmam gerektiini, aksi taktirde Hozat’ı savunan airetlerle birlikte benim de katliama maruz kalacaım bildiriliyordu. Bu konuda beni kandırmak için, sava cephesinde bulunan babam, özel olarak bizzat Hozat merkezine gelmiti.” (KTD, sf. 76) Ama Baytar uyanıktır. Babasına da kanmaz. Baına gelecekleri bilir.
Bir süre daha Dersim’de ordu karargahında kalır. Airet reislerini Türk ordusunun planlarına ortak
etmek ister. Söylediine göre Kurmay Bakanı İsmet Bey’i ( İnönü) de ziyaret ederler. Dersimlilere hediyeler daıtılır. Airet temsilcileri hediyeleri red ederler. Sadece silahları alırlar. (KTD, sf. 77-78)



Baytar amacına ulaamamıtır. Yeni görevine atanır.

Baytar, Ermeni Jenosidini Türkler Lehine İnkar Ediyor

Baytar, Ermeni soykırımı ile ilgili de birbirini tutmaz açıklamalarda bulunuyor. Bazen Ermeniler katledildi diyor. Öteki söyledikleri bunu yalanlıyor.

Baytar’a inanacak olursak, Ermeniler Kürtleri jenosidden geçirmiler. ahidi de patronu İttihat- Terakki eflerinden Cemal Paa:
“Kürt kahramanları Sarıkamı cephesine kadar yürüyerek Ermenilerin tecavüzlerini uzaklatırmaya muvaffak olmulardı. Istanbul’da Kürdistan Teali Cemiyeti’nden almıs oldukları direktif dairesinde öz vatanları üzerinde Kürt kahramanı Cibranlı Miralay Halit Bey olduu halde Kürt ve Kürdistan tekilatı yapmaa balamılardı. Gerek bizzat gördüüm ve gerekse bazı Kürt zabiti vasıtasıyla yaptıım tetkikat neticesinde ve gerekse bazı Türk erkánı harbiye dairelerinin dosyalarına vukufum ve aldıım malumat üzerine ve hassaten Cemal Paa’nın hatıratında açıklanan yazı ve istatistikler mucibince harbin balangıcı olan 1914 senesinden 1919 senesi sonuna kadar Kürdistan’da vaki olan zaiyet, büyük çounluu Kürtlerden olmak üzere 1,5 milyonu mutecavizdir ki bu zaiyatın ekserisinin Ermeniler tarafından bilfiil gerçekletirilmı olan cinayetlerden ve katliamlardan ileri geldii kati surette tahakkuk etmiti.” (Hatıratım, sf.53)

Sıkıcı da olsa tekrarlıyalım.
Baytar, Erkanı Harp Dairelerine vakıftır. Bu dairenin bugünkü adı Genel Kurmay Bakanlııdır.

Cemal Paa’nın istatistikleri Baytar’ın kanıtıdır. Cemal, Talat, Enver Paalar Ermeni Jenosidinin planlayıcısı ve uygulayıcılarıdırlar.

Ermeniler 1,5 milyon Kürdü katletmitir. Demek istedii Ermeni jenosidi yoktur.
Hamidiye Alaylarının yaptıını da kahramanlık olarak göstermektedir.

Öteki kitabında ise bunun aksine, “… öteden beri Türklere kulluk eden bir takım soysuzların, Güney Kürdistan Kürtlerinden oluturmu oldukları Hamidiye Alayları, hala Türk kandırmalarına kapılmaya devam ederek ve Kürtlüün milli menfaatlerine aykırı olarak, karde Ermeni gönüllü tekilatlarına ve Rus Ordularına karı intihar savalarına devam etmilerdi.” diye yazıyor (Kürdistan Tarihinde Dersim, sf. 81) Baytar bunu hep yapıyor. Bir yerde dediini, daha sonra unutuyor. Ufak bir kurnazlık da yapmı. Hamidiye Alaylarının tamamına yakını Kuzey Kürtlerinden oluturulmutu. Baytar suçu Güney Kürtlerine atarak, arkadalarını korumak istemi.




Cezaevinden Çiftlie

Baytar deiik tutuklanmalardan bahsediyor. Istanbul’da, Sivas’da tutuklandıını söylüyor. Hep bir kurtarıcısı oluyor. Her ne kadar Dersimlilerin onu kurtarmak için harekete geçtiini söylüyorsa da, inandırıcı olamıyor. “Dersim airetleri ve Dersim valisi tarafından” (KTD, sf. 82) yapılan protestolar sonucu serbest bırakıldıını söylüyor.

Vali ve Dersimlilerin aynı anda Baytar’ın serbest bırakılmasını istemeleri mantıklı deil. Baytar, Dersim Valisi Saırolu Sabit’in adamıdır. Kefil olmutur. Bıraktırmıtır. Durumu açıa çıkmasın diye Valinin yanına Dersimlileri de yazıyor.

Yeniden tutuklanıyor. Güya Dersimliler harekete geçiyor. Demek ki Vali ilgilenmemi. Bu sefer ifre ile Mustafa Kemal devreye giriyor. “Mustafa Kemal Paa bir ifre ile tahliyemi Sivas Valisi Reit Paa’dan talep etti. Hemen tahliye edildim.” (Hatıratım, sf. 109)

Vali, küçük bir ricada da bulunmu. “… Dersimlilere nasihat vererek Ankara Hükümet’ine sadık kalmalarının teminine çalımamı rica etti.” (KTD, sf.94)
Ricasına karılık olarak bir de çiftlik hediye ediyor. (KTD, sf. 94)

Anlattıklarına bakılırsa Tekilat-ı Mahsusa takip ediyor. Hakkında raporlar var. Istanbul’dan Dersim’e kadar hep Kürdistan için çalı. Başı arısa Dersimliler iini-gücünü bırakıp onu kurtarmak için adeta hükümete sava açıyorlarmı. Çok önemli bir lidermi.

Ama nedense sürekli taktirnameler alıyor. Hatta Mustafa Kemal kendisine milletvekilliini öneriyor. (Hatıratım, sf. 106) Milletvekilliini almıyor, çiftliin baına geçiyor.

Bu, hizmetlerinin karılıında aldıı birinci çiftliktir.

Hamidiye Alayları Dersim’de

Baytar, Cibranlı Halit komutasındaki Hamidiye Alayının Pulur’a gönderilmesini de yazıyor. (KTD, sf.84) “Dersimliler, gerek alay kumandanın ahsına ve gerekse fertlerine karı iyi karılama gösterdiler ve hiç bir olay çıkmaksızın, alaya karı gelmeksizin Ovacık’a geldiler.”

Baytar’ın Ovacık dedii Pulur, Hamidiye’ye yabancı deildir. 34. ve 36 Hamidiye Alayları 1908’de Neet Paa Hareketi olarak adlandırılan saldırıda da yer aldılar. (Jandarma Umum Komutanlıı Dersim, sf. 151) Derê Semku denilen vadide iddetli çatımalar yaandı. İki tarafda kayıplar verdi. Ama Hamidiye fazla ilerleyemedi. Hamidiye Alaylarının Dersim’deki ismi Eskerê Kulıkini’dir. Kalleşlikleri ve gaddarlıkları ile anılırlar.


1919’da Hamidiye içeriye yönelmedi. Sava yıllarında ve sonrasında yıkılan Osmanlı idaresini Pulur’da yeniden kurdu. Bir dönem Pulur’da kaldılar. Türk idaresi kurulunca, yerini Osmanlı askeri kuvvetlerine bırakarak geri çarıldılar. Dersimlilerin, Hamidiyeyi „iyi karıladıını“ söylemek dahi Baytar’ın Dersim gerçeinden ne kadar uzak olduun gösteriyor.

Baytar Dersim’e Sıınıyor

Koçgiri Direnii yenilince, Koçgiriler İç Dersim’e sıınıyorlar.
Baytar da gelenlerin içinde.

Ama, O kendini Dersim’de yabancı hissediyor. Dersimliler onu sevmiyor.
„Gerek pederimin ve gerekse büyük ceddimin Molla Mehmet Ali Efendi ve amcamın Dersim airet reislerinin ahfad ve evladının çocuklarının tahsil ve ilim-irfanına hayatlarını vakf etmilerse de umumi noktayı nazardan airetler arasında bu ahsiyetlere laik oldukları derecede ehemmiyet, itibar ve takdiri göstermiyorlardı. Aralarında hoca (mulla) tabiri maalesef adeta tahkir konusu oluyor ve hatta kıymetsiz bir ey gibi telakki ediliyordu. Bittabi ben de aynı hoca, mulla ahfadının bir evladı idim. (Hatıratım, sf. 120)
Dorusu Dersimliler ne kadir-kıymet bilmez insanlarmı.
Soyu-sopu Dersim’i aydınlatmak için çalı, kendisi o kadar ayaklanmayı yönetmi, Dersim’i temsil etmi, boynunda idam cezası var, kendisine itibar etmiyorlar.
Bu iin bir hikmeti olmalı.

Adam hem Seyit Rıza’yı temsil ediyor, Dersimliler onun için gecesini-gündüzüne katıp Ankara’ya-Istanbul’a protesto telgrafları çekiyorlarmı, hem de kendisini, “adamdan geri, bilmem hangi sınıfa dahil” ediyorlar. (Hatıratım, sf. 122)

Baytar öyle mehurdum, hereyin planlayıcısıydım övünmeleri arasında, zaman zaman kalemine hakim olamıyor, Dersimlilerin O’nun hakkındaki hükmünü de itiraf ediyor.

Baytar, Seyit Kemalu aireti nezdinde bulunan Dersim airetlerinin Seceresi’ni görüp-okumak ister. Göstermezler. Kitabında bundan ikayetçidir. Dersim Soykırımında Secere’yi Nazmi Sevgen gasp eder. Baytar’ın kitabını yayınlayan Mehmet Bayrak’ın yorumu da ilginç.

ecere’yi N. Dersimi’ye açmayan anlayı, Dersim katliamına bizzat katılan Jnd. Albay Nazmi Sevgen’e vermek zorunda kalıyor” (Hatıratım, sf. 138)
M. Bayrak hangi anlayıı eletiriyor?
Dersimliler güvenmedikleri bir kiiye, kendilerince kutsal sayılan belgeleri neden göstersinler?




O’nu kendilerinden görmüyorlar.
Nazmi Sevgen’e gelince, kimse O’na bir ey vermedi. Soykırım sürecinin sonucudur. Topraklarımız igal edildi, katledildik, maddi-manevi olarak talan edildik.
İgalciler bize ait ne varsa gasp ettiler.

M. Bayrak ne demek istiyor, yoksa, bakın ne hale dütünüz, diye halkımızla alay mı ediyor, pek belli deil.

Baytar Yuvaya Dönüyor

ıx Sait önderliindeki Zaza Direnii yenilmistir. Dersim, Direniten dorudan etkilenmese de direnile ilgilidir. Direnii destekledii gerekçesi ile Hesen Xeyri idam edilmitir. Bazı Dersim airetleri Direnie karı çıkmılarsa da, Dersim, Direnie katılmadıı gibi karı da çıkmamıtır. Hatta Koçan kuvvetleri dolaylı destek vermitir. Arı bölgesinde Kürt Direnii filizlenmektedir. Kemalist rejimin zamana ihtiyacı vardır. Dersim’e topyekun saldırı için uygun zamanı beklemekteler.

Bu arada Dersim airetlerini oyalamak, bazılarını yanına almak, airetleri birbirine kıkırtmakla meguller.

Bu amacla Diyarbakır valisi Ali Cemal, Elazı valisi Rıza, askeriyeden İzzettin Paa Dersim’e gelirler. Vali Ali Cemal, Atatürk’ün emriyle geldiini söylemektedir. Xozat’ta görümeler olur. Vali Ali Cemal, „.. benim dahi(Baytar) Dersim’den çıkarak Elazı’da oturmamın yetkililerce gerek görüldüünü ve hiç bir sorgu ve sorumlulua uratılmayacaımı ve yakın zamanda bu duruma dair özel bir karar dahi çıkarmaya söz verdiini sözlerine ekledi.“ (KTD, sf.129)

Çaresizdir, yetkililerce gerek görülmüse, ne yapsın. Memurdur. Amirlerine karı mı çıksın.

Ama, O, ii kılıfına uydurmak istiyor, „Seyit Rıza, Alier ve ben, Dersim’den çıkmam konusundaki teklifi aramızda görütük ve neticede; Seyit Rıza Elazı’a gelemeyerek sürekli olarak Dersim’de kalacaından, benim hayatımın Elazı’da güvenli kalacaı kanısına vararak Elazı’a gitmeme karar verdik.“ (KTD, sf,129)
İnsan ne diyeceini saırıyor.

Baytar’ın hayatı Dersim’de güvende deil, Elazı’da güvende. Dorudur, kii nereye aitse, orda kendini güvende hisseder.

Gerçekte Koçgiri’den kurtulanların Dersim’de kalmaları Kemalist rejim açısından hep sorundur. Ama Dersim baht ülkesidir. Dersim’e sıınan geri verilmez. Hayatı garanti altındadır. Baytar sıınmamı, gönderilmitir. Zamanı gelince de geri çaılmıtır.



Baytar Elazı’a gelir. Vali kendisini misafir eder. Holvenk manastırı da kendisine tapulanır. (KTD, sf. 129)

Bu kazandıı ikinci çiftliktir.

Bu çiftlik meselesi çok ilginc. ıx Sait Direnisi’nde de içerden ibirlii yapan Binbaı Kasım aynı ekilde ödüllendirilmiti. Baytar’ın konuya ilikin yorumu öyle. „eyh Sait ve 47 savaçı airet reisleri de Diyarbakır’da 4 Eylül 1925’te idam edilmilerdir. Yalnız Cibranlı soysuz ve hain binbaı Kasım serbest bırakılmı ve ihanetine mükafat olarak kendisine Anadolu’da toprak verilmitir.“ (KTD, sf.124)

Binbaı Kasım ihanet ettii için, Baytar da savaı için ödüllendirilmi.
Ali Cemal’in “gizli ödenek parasından yüklü harcamada bulunmasın”ı anlatır. Kendisinin çiftlik dıında ne aldıını yazmaz.

Hani Koçgiri direniini yönetmiti. Kürdistan bildirileri yazmıtı. Görümelerde temsilci olmutu. Hakkında idam kararı vardı.

Dorusu Kemalist rejim ne kadar kendini aırmı. Savalar yönetmi, örgütler kurmu, idam cezasına çarptırılmıs birisini ba tacı yapıyor.

Uzlamacı Hesen Xeyri’yi asıyor, savaçı Baytar’ı ödüllendiriyor.
Baytar’ın bir eli yada, bir eli baldadır. Vali, komutanalarla içki alemlerinde gününü gün etmektedir. Türklere baka bir hikaye, Dersimlilere baka bir hikaye, Kürtlere baka bir hikaye anlatmaktadır. Kendi deyimiyle, “ipte oynayan cambaz”dır. (KTD, sf.130)
Baytar yeni görevine hızlı balar.

İdamlık Baytar Ankara Yolunda

Efendilerine güven vermek için Dersim airetlerini Ankaraya’ya, Diyarbakır’a götürmeye çalıır.

İlk yolculuk Ankara’yadır. Dediine bakılırsa, kervanı İbi Zeki ayarlamıtır. Kendisinin rolü yoktur. Nedense Vali Cemal kendisini de heyete katmıtır.
Ankaradakiler bu gözü pek savaçıyı yakından tanımaya karar vermilerdir.
Bazı airet ileri gelenlerini de yanına alıp Ankara yoluna düerler. Bu heyetin bir adı da „saygı heyeti“dir. (KTD, sf. 138) Heryerde balolarla, ziyafetlerle karılanırlar. Ankara’da Meclis Bakanı Kazım Paa ile, İsmet Paa ile görüürler. Her ne kadar Seyit Rıza ve öteki liderlerin gelmemesi heyetin gücünü zayıflatıyorsa da, bata Baytar olmak üzere heyete, Gazi’nin ziyaretten duyduu memnuniyeti iletirler.




„Heyet Ankara’dan Dersim’e dönmü, ben bir kısım arkadalar ve vali Cemal Istanbul’a gitmitik.“ (KTD, sf, 131) Bu arada Ankara’da Türkçülük, Istanbul’da Kürtçülük yapar. Kadri ve Cemil Paazadelerle gizlice görüüp, „Dersimlilerin Ankara Hükümetiyle siyasetin gerei yaptıkları ilkilerin gayesini açıkladım ve milli haklarımızın gerçeklemesi için sonsuza kadar çalıacaımıza dair Dersimliler adına Genel Merkeze bildirilmek üzere bir yazılı belge imzalayarak kendisine verdim.“ (KTD, sf130-131)

Ancak Anakara’da hangi belgeyi imzaladıını söylemez.
Türk rejiminin merkezi ile görüünde halá idama mahkumdur.
İdama mahkumdur, ama sava kazanmı komutan gibi karlanır.
Vali ve komutanlarla ortak geziler tertipler, özel görümeler yapar.
Burada bir parentez açalım. Celal Bayar, Atatürk, Dersim’de milisleri dahi isimleri ile tanırdı, derken haksız deildir.

Ankara’da Koçan’a Karı Sava Kararı Çıkar

Ankara ziyareti sonuçsuz kalmaz. Devlet Koçan’a saldırı kararı almıtır. ( Zazaca’da airetin adı Qocan ya ki Qocu’dur) Dersim’i parça parça yutmak niyetindedir. Ziyarete katılan bazı airetler milis olurlar. Kimisi tarafsız kalır. Koçan her yönden kuatılır.

Dersim’e Batıdan saldırıldıında Koçan geçilmez kaledir. Genelkurmay, “Öteden beri Dersim’in yenik olmayan aireti ve milli kahramanları adını taıyan Koçuaı” diyerek bunu kabullenmitir. (Genel Kurmay belgelerinde Kürt İsyanları cilt. 1, sf. 259)
O günkü koullarda Kemalistlerin Koçan’ı tek baına yenmeleri zordur. Ya da büyük kuvvetlere ihtiyac vardır. Arı’da Kürt Direnii balamıtır. Bunun için askeri kuvvetlerin yanında yerli milislere de ihtiyac duyarlar. Çemigezeg’in Kürt ve Türk köylerinden milisler toplarlar. Bunlar yetmez, Koçan’la çelikisi olan bazı airetleri de ibirliine katarlar. İbirlii yapan airet reisleri Ankara heyetine de katılmılardı. Milislik yapan airetler kendilerine Baytar’ı komutan seçerler.

Alier ve Baytar Karı Cephelerde

Alier ve gurubu Koçgiri’den sonra uzun dönem Koçan bölgesinde kalmılardır. Daha sonra Alier arkadaları ile birlikte Seyit Rıza’nın yanına gitmitir.

Anılarında, kendisini her vesile ile Alier ile ilikilendirmek isteyen Baytar, 1926’da Alier’in de içinde olduu Koçanlılara karı savatır.





Vali Cemal, Baytar’ı da yanına alıp Pulur’a gelir. Munzur gözelerinde airetlere
Koçan’a karı sava için yemin ettirmek ister. Bazı airetler ibirliine yanamazlar. Gönülsüzdürler. 24 saatlik zaman isterler. Sonunda bazıları milislii kabul eder.
Baytrar’ı dinleyelim:

“… Vali Cemal benim kendisinden ayrılmama fırsat vermiyordu ve ben de üpheye meydan vermemek için kendisinden ayrılamıyordum.

Kürtler (Dersimlileri kastediyor-benim notum), Koçan aireti cezalandırıldıktan sonra, dier airetlerin de birer bahane ile aynı sonuca getirileceklerini tamamen sezmilerdi. Antlama için istenilen yirmi dört saatlik izinden gaye, bir red cevabı vermek için deil, Koçan airetine yardım için gereken araçları temin etmekti. Bu araçlar, istenilen müddet zarfında salandıktan sonra, Koçan airetinin cezalandırılması savaına katılacaklarına dair vali Cemal’a uygunluk cevabı verilmiti. Bu cevapta u artlar ileri sürülmütü:

Ovacıklıların tutacakları cepheye Türk askeri gönderilmemesi….
Ovacık cephe komutanlıının, benim sorumluluuma verilmesi….
Ali Cemal….. ileri sürülen artları kabul etti.” (KTD, sf. 133)

Baytar burada dolaylı da olsa askeri kimliini açıklamaktadır.
Dersimlilere karı Türkler adına cephe komutanı olduunu söyler, ama yaptıkları konusunda ketum davranır.

Baytar, “Vali’nin tekliflerine karı gelmemek planımız gereinden idi” (KTD, sf. 132) diyerek Vali’nin teklifleri dorultusunda çalıını da itiraf ediyor. Kim kendisine demi, git Vali’nin emrinin altında çalı. Bu „planı“ kiminle yapmı. Vali’nin her emrini yerine getirmi mi, ya da baka hangi emirler almı, bunları yazmaz. Aslında, bu itiraf çok taraflı çalıının da kabulüdür.

O’nun yardım-mardım hikayesi palavradır. 1926’da milisler eliyle Koçan köyleri yakıldı. Mallarına el konuldu. İnsanlar katledildi. Baytar’ın yer aldıı kuzey gurubu, güney’deki Kürt ve Türk milisleri kadar baarılı olamadılarsa da, zor anlarda, kuzey geçitlerini tutarak airetin hareketini sınırladılar. Koçanlıları çembere aldılar.
Genelkurmay belgelerinde Baytar’ın komutanlıını yaptıı kuzey milisleri hakkında bazı bilgiler var.

„ 11 Kasım günü, Erzincan müfrezesi ile emrine verilmi bulunan Ovacık milisleri saat 12.00’de Bresor( dorusu Barasor’dur-bn) gedii ile Deveboynunu herhangi bir direnme ile karılamadan igal ettiler. Saat 15.00’de Ovacık milisleri Yılan



daının en dousundaki Zirveyi, 11. Alaydan iki makinalı tüfekle takviyeli bir bölük de, Yılan daının kuzey ve dousundaki tepeleri igal ettiler. Bu suretle Üç tepelerle Karatepe arasında irtibat salanmı oldu. 10. ve 13. Alayların Kurudere ve uzanımını igal etmesiyle, asiler dar bir sahaya sıkıtırılmı oluyordu.“ (Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları.Cilt.1, sf. 254)

Koçan saldırısı Eylül’de baladı, Aralık’a kadar devam etti. Koçanlılar kahramanca direndiler. Köyleri yakıldı, mallarına el konuldu, ama yenilmediler.

Genelkurmay’ın açıkladıı rakamlara bakalım.

„Koçusaı tedip harekátının balangıcından bu yana, Kuzey Cephesi Birliklerinden (10., 13. Alaylar), bir subay, 31 er sehit, bir subay, 53 er yaralı verilmi, ayrıca 10 er de kaybolmu ve buna karılık asilere bir hayli zayiat verdirilmi ve 1084 küçük ba, 342 büyük ba hayvan ganimet alınmıtı.“ (adı geçen eser, sf.261)

Bu rakamlar da tümüyle doru deil. Çatımalarda milislerden de ölenler ve yaralananlar var. Genelkurmay, onları „kayıp“tan saymıyor. Koçanlılar ise ölülerini igal kuvvetlerine vermediler.

Saldırının amaclarından birisi de ganimet elde etmekti. Bunu da itiraf ediyorlar.
Koçan igal harekátını daha sonra Van’da 33 Kürt köylüsünü kuruna dizmekle tanınan Mustafa Mulalı ve Vali Ali Cemal yönetti. Baytar, siyasi olarak Vali’ye, askeri olarak Mustafa Mulalı’ya balıydı..

Koçanlılar ise Qopo Usên, Nuro, Sêtxan Aa, Hemed Aa, İbraimê Ebıli, Sıleman Aa, Koçgiri Gurubunun baında da Alier’le birlikte direndiler.
Baytar, Alier’le karı cephelerde savaını yazmaz.

Nuro Asılıyor

Baytar saldırıdan sonra Elazı’a döner.
Koçan’a karı askeri baarı elde edememilerdir.
Eski yola, görüme adı altında airet reislerine tuzak kurarlar.
Koçan’ın önderlerinden Qopo Usên’in abisi Nuro’yu görüme tuzaına düürüp tutuklarlar.

Elazı’da mahkemesi yapılır.
Mahkeme’de Diyap Aa’nın olu Veli Aa Nuro’ya karı şahitlik yapar. Burada aıza alınmayacak hakaretlerde bulunur. Nuro 1927’de Elazı’da asılır. (Bu tarih tam net deil. İdamın 1928’de olduunu söyleyenler de var.)
Aynı yıl Veli Aa Çemigezek’de Qopo Usên kuvvetlerince öldürülür.


Veli Aa 1926’da Baytar’la beraber Ankara giden Saygı Heyeti’nin içindeydi. Koçan’a saldırı balayınca milislik yapan airetleri örgütlemede öne çıkmıtı.
Ankara ziyareti, Koçan saldırısı, bazı airetlerin milislik yapması, Baytar’ın milis kuvvetlerine komutan seçilmesi, Nuro’nun asılması birbirine balıdır..
Nedense, Baytar bunlardan bahsetmiyor. Hatırlamak istemiyor. Belki de, yazarsa kendi rolü de belli olur diye unutmak istiyor.

Baytar’ın Hatıratım’ına notlar düen Mehmet Bayrak’da „olayı bilmiyor“.
Ankara kafilesinin toplu bir fotarafı da kitapda var. M. Bayrak resimdekileri tanıtırken, Baytar için, „Seydan aireti umumi mümessili Dr. Nuri Dersimi.“ (Hatıratım, 55 nolu dipnot, sf. 233) diyor.

Baytar’ın böyle bir sıfatı yok. Ankara kafilesine katıldıında idama mahkumdur. Ama
çiftlikle ödüllendirilmitir. Devlet memurudur. M. Bayrak biliyorsa, Baytar’ın „umumi mümessili“ diye gösterdigi Seydan airetini bize anlatmalıdır.

Qocu, Khewu, Khalu, Mexsudu, Arslanu airetlerinin de içinde olduu bir gurub airete toplu olarak Seydan aireti denilir. Bu, airetler arasındaki baı, akrabalıı analatan geleneksel anlatıma dayandırılır. Baytar Nuri’nin bu airetlerle herhangi bir ilikisi yoktur. Zaten Ankara dönüü Koçan’a karı savaa katılmıtır. Devlet adına komutandır. Böyle birisi nasıl Koçan’ın da içinde olduu airetlerin „umumi mümessili“ olabilir.

Baytar Elçilie Devam Ediyor

Dersim’e karı hazırlıklar devam etmektedir.
Son saldırıyı yapmak için zamana ve örgütlenmeye ihtiyaçları var.
Umumi Müfettilikler kurulmutur. Umumi Müfetti bir nevi sömürge valisidir. Dersim, Birinci Umum Müfettilik bölgesine dahil edilmitir.

Airetleri oyalayıp, Dersim’i içten parçalamanın yollarını arıyorlar. Aynı zamanda Dersim’i yakından tanımak için her alanda istihbarat çalımalarına hız verdikleri anlaılıyor.

Birinci Umum Müfetti, Elazı Valisi Ali Cemal’i Dersim’e gönderiyor. Seyit Rıza ile görümek istiyor. Seyit Rıza görümeyi kabul ediyor. Baytar da gidiyor. O, her ne kadar Seyit Rıza istedi diyorsa da, devlet görevlisidir, bir nevi „devlet temsilcisi“dir, görümelerde bulunması gerekiyor.(KTD, sf. 137)

Anlaılan Seyit Rıza’yı kandıramıyorlar. 1929’da Umum Müfetti İbrahim Tali, Baytar’ı Diyarbakır’a çaırıyor. Kendisine Özel İdare’den 570 Lira veriyorlar. O, bunu „bir alacaı“ı yapıyor. (KTD, sf. 138)

„Yola çıktım. Diyarbakır’a vardıımda İbrahim Tali’ye misafir edildim”. (age, sf. 138)



Önemli adamdır. Kendisini hep valiler, paalar misafir ediyor. Umum Müfetti kendisine Dersim hakkındaki istihbarat raporlarını okuyor. Bo yere okumuyor.
“Siz Dersim’in aydın ahsiyetlerinden birisi olduunuzdan, sizi Dersim’e göndereceim, orada bölgeniz halkı ile iliki kurarak bu meseleler hakkında fikir ve amaçlarının ne olduunu bana bildirmelerine aracılık etmenizi memleketinizin gelecei adına sizden beklerim dedi.

Bu teklifi kabul ettim ve İbrahim Tali’den ayrıldım.“ (age, sf. 139)
Artık Umum Müfettiin temsilcisidir. Airet reislerini Diyarbakır’a taır. Hozat’dan Müfettie telgraf çeker. Bazı airet reislerini de yanına alıp Müfettiin huzuruna çıkarlar. Heyet olarak müfettile görüürler. Baytar, aynı aksam Müfettile tek baına görüür. Baytar’ın anlattıklarına bakılırsa Seyit Rıza hakkında konuurlar.
Ertesi gün veda ziyaretine giderler. (Ne büyük ak, mutlaka ayrılırken Baytar’ın gözleri yaarmıtır). Heyetteki her kiiye biner lira verilir. Seyit Rıza’ya da iki bin lira gönderilir. Kendisine ne kadar verildiini yazmaz. (sf. 140)

Sivas Yollarında

Güya Baytar hakkında idam kararı vardır.
Nedense kimsenin aklına gelmemektedir. Gerçi, O’nu Elazı’a çaıranlar, „hiç bir sorgu ve sorumlulua uratılmayacaı“ nı, „yakın zamanda bu duruma dair özel bir karar dahi çıkarmaya söz„ vermilerdir. (KTD, sf. 129)
Sorgu-suale uramaz, ama özel karar da çıkmamıtır.
Atına biner. Kimseye haber vermez. Sivas yollarına düer.
„Sivas merkezinde idim, adlarını saklı bırakacaım Kürt aydınlarıyla görümeye baladım. Bu arada hakkımda gıyaben verilen karara itiraz ederek yüzüme karı muhakemenin yapılmasını istedim. Aleyhimdeki gıyabi hükmün çıkmasından sonra, bir çok af kanunları çıkmı ve mesele zaman aımına uramı olduundan dolayı, yüzyüze yargılama yapılmasına gerek görülmediinden mahkemeden buna dair bir karar sureti aldım“ (KTD, sf. 148)

Ne güzel hikaye etmi.
Acaba Alier’in davası niye “zaman aımına” uramıyor?
Hangi „af kanunu“ çıkmı?
Hesen Xeyri niye asılıyor?
Nuro niye asılıyor?

İstiklal Mahkemeleri denilen ölüm mahkemelerinde insanlar Türkçe bilmiyor diye idam ediliyorlar.




Savalar yönetmi Baytar Nuri’nin davası bir gecede zaman aımına uruyor.
Gerçekte ise O’nu Elazı’a geri çaırdıklarında „özel bir karar“ çıkaracaklarına dair söz vermilerdi. Sözünü tutmular. Belki de bu kararı geciktirerek Baytar’ı istedikleri gibi çalıtırmılardır.

Sivas’tan Elazı’a dönerken yine tutuklanıyor. Yine bırakılıyor. Elazı’a gönderiliyor. Güya savcılıkta sorgulanıyor. Bırakılmasına karar veriyorlar. Kendisinden dinleyelim:
„Genel Müfettilik, Seyit Rıza’yı teskin etmek amacıyla savcılıa gönderdii gizli bir emirle, ie kanuni bir merasim süsü vererek, sorumsuzluk kararıyla bırakılmamı emretmi ve durum Dersimlilere dahi bildirilmiti.“ (KTD, sf. 155)

Baytar’ı hep gizli bir el koruyor. Önce tutukluyor, sonra serbest bırakıyor. Her vesileyle de Dersimlilere haber veriyor. İe „kanuni bir süs“ vermeyi de unutmuyorlar. Amac, Baytar’ın durumunun açıa çıkmasını engelemek ve Dersimlileri üphelendirmemektir.

Dersim Karıınca Baytar Ankara’ya Sıınıyor

„1932 yılı ortalarında Dersim’de yine kaynama balamıtı. Her ihtimale karı tedbirli bulunmak için Ankara’ya gitmek zorunluluunu duydum.“ (KTD, sf. 157)
Baytar’ın dediklerine ne demeli, neresinden balamalı.

Kendisini Seyit Rıza’nın temsilcisi, Dersim’in savunucusu ilan ediyor, Dersim’de kaynama olunca, Dersim’e deil, Anakara’ya gidiyor. Artık hakkındaki idam kararını da kaldırmılardır. İyice göze girmek, güven vermek istiyor. Belki de Ankara yönetimine dorudan rapor veriyor. Her ne kadar „vazifeye tayin“ için gittiini söylüyorsa da inandırıcı olamıyor. Ankara yolculuunun asıl gayesi „Dersim’deki kaynama“dır. Ankara’ya gitmiken, urayı Devlet’den aklanmasına dair yeniden karar çıkartıyor. urayı Devlet oy birlii ile, „zaman aımına uramıtı, „her nasılsa idam hükmü yüzüne karı okunmamıtır“ gerekçesi ile „giyabi kararın ortadan kalktıı“ sonucuna varıyor. (KTD, sf. 158)

Baytar; emrine girdii Kemalist rejimin kullandıı insanları da ortadan kaldırdıını biliyor. Bildii için, büyük yerden, Anakara’dan güvence arıyor.

Baytar ın, Diyarbakır-Elazı-Ankara arasında mekik dokuduu yıllar, Kemalist rejimin Dersim’in ölüm fermanını verdii yıllardır. Kemalist rejim son darbeyi vurmak için siyasi, idari, askeri hazırlıkları yapmaktadır.








Baytar yönünü Dersim’e deil, Ankara’ya çevirmitir.
Zaten O, yıllar önce kendisi için „Dersim’de can güvenlii“ kalmadıı sonucuna varmıtı. (KTD, sf. 129) Belki de durumunun açıa çıkmasından korkmutu.

Baytar Suriye’ye Çıkıyor

Dersim’e karı topyekun saldırı balamıtır.
Köyler bombalanıyor, yakılıyor. Dersim askeri abluka altındadır. Türk parlementosundan ölüm emri, „çıbanı kesin“ emri çıkmıtır.
Baytar, Elazı’dadır.

Türk rejiminin ne yapacaını yakından biliyor. Anlattıklarından anlaılıyor ki, O’nu kullananlar, kendisine güvenmemektedirler. Belkide 1926’da olduu gibi dorudan savaa katmak istiyorlar.
Çareyi kaçmakta bulur.

“Milletin karı kaldıı feci durumu dünya kamuoyuna bildirmek gerekiyordu. Bu nedenle , bu ödevi üzerime almayı kendime bir borç bildim ve 11 Eylül 1937’de Türkiye sınırlarından dıarı çıktım” (KTD, sf. 194)

Karar kendisine aitdir. Baka bir yerde de, Seyit Rıza’nın kendisine „her ihtimale karı Türkiye dıına çıkmasını“ söylediini yazıyor. (KTD, sf. 177)

Baytar 11 Eylül 1937’de Suriye’ye çıkıyor.
1937 yazında Sahan Aa Türk idaresi tarafından satın alınmı milisler eliyle öldürülüyor.
Alier ve Zarife katlediliyorlar.

Usenê Seydi, Cıbrail Aa, Fındık Aa’nın da içinde olduu çok sayıda Dersim lideri Elazı’da esirdirler.

Seyit Rıza görüme tuzaına düürülerek 10 Eylül’de Erzincan’da tutuklanıyor.

Türk İstihbaratıyla İlikisi Devam Ediyor

Suriye’ye çıktıktan sonra da Türk istihbarati ile ilikisini koparmıyor.
Baytar Nuri Suriye’den Ürdün’e geçiyor. Ürdün’de Türk konsolosu Celal Karasapan kendisiyle ilikiye geçiyor. Türkiye’ye dönmesini ve Kütahya’ya yerlemesini öneriyor. Anlaılan, Baytar artık Türklere güvenmiyor. Yine de durumu idare ediyor. Hatta kendisini Kütahya’ya çaırdıkları için teekkürlerini iletiyor. Yıl 1939’dur.



Türk Bakonsolosu, „ama bundan sonra dı devletlerle ve özellikle Ermeni Tanaklarla iliki kurma“ diyerek öütte bulunuyor. (Hatıratım, sf. 200-204)

Baytar, bu görüsmeleri Ürdünlüler istiyor diye yaptıını söylüyor.
Celal Karasapan’la ilikisini bitirmiyor.
Suriye vatandaına geçince konsolosla yeniden görüüyor. Konsolos, „Suriye uyruuna geçiini tenkit“ ediyor. Çok nazik bir iliki.

Türk istihbarati ile ilişkisi hakkında fazla bilgi vermiyor. Sadece takip edildiini söylüyor.

İlikisini koparmadıını dolaylı olarak itiraf ediyor. “.. Idlib’de vazifede iken Mustafa katip ismindeki bir Türk casusu da gelip gitmekte iken bir gün yanımdan azarlayarak kovmutum.” (Hatıratım, sf. 215)

Bu gelip gitmelerin nasıl baladıını, bu ilikinin hangi amaçla sürdürüldüü hakkında bir ey söylemiyor.
Çok taraflı çalısmayı meslek edinmi Baytar uzun yıllar Türk kartını da yedekte tutuyor.

Dersim Ne İstiyordu?

Dersim ne istiyordu? Niçin direniyordu.
Dersim’in de facto özerklii vardı.
Bu özerkliin yapısı, alanı daralıp genilese de, Dersim bir nevi iç islerinde özerkdir. Devletin belli merkezlerde kurumları vardı. Az sayıda da olsa askere de gidiyorlardı. Devlet, tam istedii gibi olmasa da vergi de topluyordu. Ama devletin hükmü sınırlıydı.

Osmanlının son döneminde balayan ve Cumhuriyet’le birlikte devletin temel özellii haline gelen merkezileme, mutlak idare, Dersim’in statüsüyle çeliiyordu. Cumhuriyet merkezilemeyi ırkçı bir milliyetçilikle birletirince, Dersim, devlet için çıban oldu.

TC.’ni kuranlar ilk günden itibaren, Dersim’i „sorun“ olarak gördüler.
Dersim, statüsünü korumak istiyordu, devlet, Dersim’i tasfiye etmek istiyordu.
Baytar Nuri, Dersim’i anlatırken yanlızca kendisine hayali payeler biçmekle kalmıyor, Dersim’in isteklerini de keyfine göre deitiriyor.

Baytar’ın iddiasına göre, Seyit Rıza kendisine „imza benim, fakat umum Dersim namına sana selahiyet veriyorum. Her ne suretle yazarsanız, yazınız“ demitir. (Hatıratım, sf. 112)

Birincisi Seyit Rıza, Dersim’in saygın liderlerinden birisidir. En azından ittifak yaptıı airetlere sormadan, onların onayını almadan Dersim adına kimseye yetki vermez.


Dersim’in iç hukuku vardır. Hiç bir airet kendisini tek baına Dersim’in sahibi
görmez. Dersim’i Dersim yapan ana özelliklerden birisi de O’nun çoulcu yapısıdır. Dersim de ileri çıkmı, saygı duyulan, manevi aırlıı olan liderler vardır.

Ama Dersim’in tek bir lideri yoktur.

İkincisi, Dersim’de hükümete telgraf çekildiinde, talepte bulunulduunda bir airetin deil, mümkün mertebe çok sayıda airetin imzası atılır. Hiç bir airet, kendisini devletin tek hedefi haline getirmek istemez.

Dahası, bu durum Koçgiri Direnii’nin yenilgisinden sonra gündeme geliyor. Dersime sayıları bini bulan kitle sıınmıtır. Dersim, Koçgirilerin yurduna dönmesi için hükümete baskı yapıyor. Ben, bu yazımaların(Koçgirilerin geri dönmesi ve cezalandırılmamaları ile ilgili) tek baına Baytar’a verildiini de inandırıcı bulmuyorum. Zira, aynı dönemde Alier’de ordadır. Koçgiri ileri gelenleri de ordadır.
Belki de, Baytar devletle olan ilikisinden dolayı bir nevi „aracı“ olmutur.
Biliniyor, Baytar Nuri 1921-26 arası Dersim’de kalıyor.

Türk Hükümeti kendisini göreve çaırınca da Elazı’a dönüyor.
Devlet memurudur. Dersim’e ya Vali’nin elçisi, ya Mustafa Mulalı’nın komutanı, ya Birinci Genel Müfetti İbrahim Tali’nin görevlendirmesi ile geliyor. Eer temsilci sayılırsa, devletin temsilcisidir. Devlet denetimi ve yönlendirmesi altında Dersim’e karı görevlidir.

Her ne kadar bu durumu gizlemek istiyorsa da verdii ip uçları, kendi anlattıı hayat hikayesi bunun kanıtıdır.

Baytar Suriye’ye çıkınca Dersim adına yabancı devletlere açıklamalarda bulunur. Yazdıı ikayetnamenin altına da Dersim airetlerinin isimlerine yazar, imzalar. (KTD, sf. 194-197)

Bir baka bildirinin altında ise, Dersim Generali Seyit Rıza’nın ismi var.
Bildirin tarihi 30 Temmuz 1937’dir.

Bu bildiriyi muhtemelen Xoybun yazmıtır. Bildirinin dilinden anlaılıyor. Dersim’in sorunlarından çok, Kürt milli davası gündeme getirilmi. Dersim direnii vesile edilerek, Kürtlerin istekleri uluslararası komuoyuna iletilmi. Bildirinin yapay olduu Seyit Rıza’ya verilen ünvandan da anlaılıyor.
Dersim’de General unvanı yoktur.

Seyit Rıza da dahil hiç bir Dersim savaçısı, Dersim lideri kendisine general diye bir sıfat takmaz, kullanmaz.


Dersimliler airetleri adına konuurlardı. Ortak açıklamaların altında da airetlerin imzası olur.
Baytar Nuri, bir zamanlar Ankara’dan Istanbul’a gidiinde Kürdistan Teali Cemiyeti’nden Kadri ve Cemilpaazedelerle görü ve onlara „Dersim adına belge imzalamı“tı. Dersim yanarken, Xoybun’da kendi propagandasını yapmıtır.

Baytar, bildirileri ben yazdım demesine ramen, bu bildiriler esas alınarak Dersim’e kimlik biçilmekte, yakın dönemin, henüz canlı ahitlerin yaadıı bir dönemin olayları Dersim’in aleyhine çarpıtılmaktadır.

Baytar kendisi de Dersim’in ne istediini satır aralarında yazmak zorunda kalıyor.
„Seyit Rıza ise, general Alpdoan’a; Dersim hakkındaki kanunun kaldırılmasını ve Dersim için özel ve milli hakları temin eden seçkin bir idarenin oluturulmasını istiyordu.“(KTD, sf. 178)

Dönemin gazetelerinde de Dersim’in talepleri çarpıtılarak da olsa yer alıyor.
18 Haziran 1937 tarihli Tan Gazetesi’nde Dersim Terakki Yolunda diye bir haber var. Haberde Dersimlilerin bir „talep listesi“ gönderdikleri söyleniyor.

„Dersimli beyin yeniden fesat kaynatarak, memleketin huzur ve sükúnunu bozmıya kalktıı haberi, evvelá Elázize, oradan Ankara’ya geldi. Dersimli sergerde, üstelik bir de talep listesi göndermiti. Yol, köprü, mektep, kıla, karakol, vergi, memur, hükúmet tekilátı istemiyordu. Kendisi yerinden oynatılmayacak, siláhı alınmayacaktı.“

Bu istekler çok açıktır.
Bu Dersim’in Özerkliidir.
Dersim’in yazılı olmayan özerklik statüsüne son veren Tunceli Kanunu’nun reddidir.

Tarihine Sahip Çıkmayan, Geleceine Sahip Çıkamaz

Ülkesi igal edilmi, ulusal özgürlüü gasp edilmi halkların tarihi de gasp edilmitir.
İnkar edilmi, igalciler lehine deitirilmi tarih, bugünü ve gelecei de ipotek altına almaktadır.

Dersimliler dıardan yazılmı tarihin yerine, kendi tarihlerini yazmaya baladılar. Daha çok 1937-38 Jenosid sürecini inceleyen, aratıran çalımalar var. Dönemi yaamıs insanlarımızın anlatımları var. Bunların bir kısmı yayınlandı.

Yayınlanan çalımalarda Seyit Rıza’nın da hayatı, mücedelesi anlatılıyor.
Bu belge türü kitaplardan birisi de Cemal Ta’ın Roê Kırmanciye isimli uzun röportajı. Kitap asırlık çınar Hesen Aliê Sêy Kemali’nin anlatımlarına dayanıyor. Dersim’i örenmek isteyenler, anlamak isteyenler bu kitabı mutlaka okumalıdırlar.




Hesen Aliê Sey Kemali Seyit Rıza’nın airetinden. Yakın köylüsü. Akrabası. Rus igali döneminden itibaren olayların içinde. Seyit Rıza’yı, ailesini, yaamını günü gününe biliyor. Sadece bir anlatıcı deil. Anlattıklarını görmü, yaamı biri. Bu kitapta da Baytar yok. O’nun çizdii tablo yok.

Baska röportajlar var. Xıdır Aytac’ın, Hüseyin Çalayan’ın, hatta her vesile ile Baytar’ın dediklerini bir mürit gibi tekrarlayan Munzur Çem’in röportajları var.

Dersimlilerin kendi anlattıkları tarihte Baytar yok. Kimse O’nu hatırlamıyor. Dıardan birisi. Devlet adamı. Dersim’in hikayesinde olumlu anlamda bir rolü yok.

Ama O’nunla birlikte Dersim’e gelen ve katledilene kadar Dersim’de yaayan, mücadele eden Aliêr’in adı da var, sanı da var.

Baytar Nuri’nin yazdıklarına, çizdii senaryoya bir de bu açıdan bakılmalıdır.
Dersim’in doal yapısından, tarihinden, kimliinden rahatsız olanlar, bu çalımaya da „Baytar Nuri’ye dil uzatılıyor” diye saldıracaklar.

Bouna yorulmasınlar, tarihimizi, kimliimizi birileri rahatsız oluyor diye savunmaktan vazgeçmeyiz.

Son söz yerine, 1996’da Dersimlilerinde içinde yer aldıı bir gurup Zaza aydınının çarısını anıyorum.

„Tarihimizi, insancıl kültür ve geleneklerimizi kimse kendine mal edip, gasp edemez. 1918-21, 1925, 1937-38 direnişleri özgürlük mücadelemizin tarihidir. Tarihimiz başkaları tarafından yazıldı ve bizden çalındı. Geri istiyoruz. Türk milliyetçiliğinden devr alınan sahte tarih yazımına son verilmelidir.“ (Serbestiye’nin Kuruluş Bildirisi)

Sait Çiya / Haziran 2011


Kaynaklar: Piya Forum ve Dersim Zaza Platformu

Dersim’de Seçimleri DDHD Neden Kaybetti...?

Ali TACAR*
30 Marttaki Seçimlerde DDHD'nin desteklediği  Tunceli Bağımsız Belediye Başkan Adayı


Her örgütlü gücün kendi iradesiyle özgürce, örgütlenme, propaganda ve kitlelerle buluşma hakları vardır.
Veya başka örgütler, partiler ve kurumlarlarla ortak hareket etme haklarını kullanırlar. Bu tamamı ile bu yapı ve  kurumların özgür iradesine bağlıdır. Hiç bir parti ve  kurum neden ortak hareket ediyorsunuz veya neden bizlerden bağımsız örgütlenme ve çalışma yürütüyorsunuz diye sorgulanamaz, suçlanamaz. Söyledigimiz gibi, parti ve örgütlerin kendi tassaruflarındadır.
Tabiki eleştiri, öz-eleştiri hakları her zaman saklı olmak koşulu ile. Ancak ne yazık ki, eleştiriyi bile düşmanlık olarak algılayan bir çok yapı ve parti var. Bu kurum ve partilerin siyasi görüşlerinin kof ve eleştiriler karşısında gerileyip yıkılmasından kaynaklıdır.
Dersim’deki yerel seçimleri de bu gözlemle değerlendirmek gerekir.
Yapılan “ittifak” görüşmelerinde eşit koşullar yaratılmadığından veya yaratamadığımızdan kaynaklı, seçim politikasında bir çok parti ve kurumlardan ayrışmak zorunda kalmışız. Bu tamamı ile ilkesel ve siyasi bakış açımızla bağlantılı bir durumdur. Temel olarak, Dersim’in geleceği inşaasında, program ve yönetmelikte ayrışma olarak anlaşılmalıdır.
Başından itibaren, hiç bir parti bizim bağımsız adaylaşmamızı saygıyla karşılamamış, aksine kendileri gibi ram olmamız istenmiştir. Kendi ilkesizliklerine ortaklaştırmak için her türlü basınç uygulamışlarsada başarılı olamamışlardır.
 ÖDP bile Dersim’de bağımsız irade gösterememiş, adaylık müracaatlarını red ettiği gibi, DDHD ile ortaklaşmamak için kırk takla atmıştır.
 DDHD’de Halk Cephesiyle yürütmüş olduğu ittifak görüşmelerinde, gerekli olan ortaklaşmayı yaratamadıklarından, mevcut durum saygıyla karşılanmış, seçimlerde anti-propagandaya dönüşmeden  ilkesel bir duruşla sonlandırılmıştır.
Geleneği doğru tahlil edip uygulamaya koymamız bazılarını rahatsız etsede, büyük bir başarıdır.
Ortak hareket etmenin temel ölçütü, ortak iradeyle adaylaşma olmalıdır. Hiç bir parti ve kuruma danışılmadan aday dayatılması kabul edilemez bir tutumdur. Bu sonuç bile başlı başına ayrı ve bağımsız hareket etmeyi gerektirir.
Her partinin seçimlere katılma, pasif katılma, tarafsız kalma veya boykot etme  hakkı vardır. Ancak hiç bir jantajı kabul etmezler. Adaylarını tek başına belirleyip, diğer Devrimci güçlere dayatma hakları yoktur. Tek başına seçime katılacaklarsa adaylarının kendileri tarafından belirlenmesi en doğal hakları; ancak adaylarını tek başına belirleyip, diğer güçlerin kendilerinin yedeği konumuna getirilmesi doğru ittifakın temellerini sarsar.  Dersim’de yaşananlarda bunlardan ibarettir.
“Devrimci Güç Birliği” adı altında, diğer güçlerin iradeleri kırılmış, burjuva partilerinin kazanması gerekçe gösterilerek BDP etrafında zorunlu destekleyici konumuna düşürülmüşlerdir.
Özgür Gelecek veya İşci Köylü, Nazımiye üzerinden teslim alınmış  "Devrimci Güç Birligine” bayraklarıyla da olsa  dahil olmuş. Burada önemli olan, geleneğin taktik bir meselede bile ortaklaşmaması Dersim Halkı tarafından eleştirilmiştir. BDP’lilerin veya “Güç Birliğinin” kamuoyuna Partizancılar da birleşti propagandasına malzeme olmuş, seçim çalışmalarımızı olumsuz etkilemiştir. Önemli çalışmalarımız bu sorunlarla cebelleşerek geçmiştir.
Seçimlerde kazanmak esasda olsa, ilkesel duruş sergilemek dahada esastır.
Kazanmak için her yolu mübah gören pragmatizm sayısal oylama üzerinde çoğunluk elde etmiş olsada, esasında kaybetmiştir.
KILIÇDAROĞLU Faktörü; Mevcut 10 Yıllık Belediye icraatlarının bile eleştirisini yapamadığımız bir zemin yaratmış. Çarpık kentleşme ve beton yığını haline gelen Dersim, yeterince yerel yönetimler üzerinden  gündeme getirilememiştir. Gerekçesi CHP mevcut durumdan faydalanıp çelişkileri lehine dönüştürmesinden korkulmuştur. CHP’yi sözümona Dersimli “aydın ve yazarlar” adına destekleyen şovenistlerin açıklamaları, başkan adayı ve meclis üyeleri rant ve Aşiret bloğundan açığa çıkması tüm okların CHP’ye yönelmesine neden omuş; Dersim’de CHP’nin geri kadrosunun kazanmaması için toplumda bir konsesüsün oluşmasına gerekçe olmuştur. Sosyalist-Halkçı programın  kazanması gerekirken, psikolojik üstünlügü elinde tutan “güç birliği”nin hanesine oy olarak devşirilmiştir.
 CHP‘de siyaset yapan yerel politikacılar, Kılıçdaroğlu’nu seçimlerde yenilgiye uğratmak için, DDHD’nin güçlü olması halinde DDHD’ye, BDP’nin güçlü olması halinde BDP’ye yükleneceklerini açıktan ifade ediyorlardı. Amaç Kılıçdaroğlu’nu merkezden atadığı aday üzerinden vurmaktı. Burada düşmanımın düşmanı dostumdur ilkesinden hareket edilmiş, bu durumda psikolojik güç potansiyelini elinde tutan BDP’ye yaramıştır.
2009 yılında yaşanan seçim gerilimlerinin tekrar edilmemesi yönündeki ortak mutakabat sözde kalmış; DDHD (Dersim Demokratik Halk Dayanışması) bu mutabakata sonuna kadar ilkesel olarak disiplinli bir şekilde uymuşsada, “Güç Birliği” bu durumu fırsat bilerek, bizi pasifleştiren kendilerinin atıl duruma gelmesine neden olmuştur. İlkesel davranmayıp, mevcut duruma fırsatçı yaklaşmışlardır.
Bu da yetmemiş, seçmen kitlemiz “vadi” üzerinden etkisiz hale getirilmeye çalışılmış; seçilecek olanlar dahil “Vadiye Davet” edilerek 2009 yılından daha vahim gerilime zemin hazırlamışlardır. Esasında “güç birliğinin” olaya müdahale etmesi gerekirken ya bilmiyoruz yada duymadık gibi söylemlerin arkasına sığınarak, mevcut durumu lehlerine kullanmışlardır. Kraldan daha kralcı davranarak durumu sahiplenmişlerdir. Konuyu gündemleştiren milletvekili büyük bir taciz altında tutulmuş, mevcut durum eleştirilmesi gerekirken, milletvekili “ajanlığa soyunmuş” gibi suçlamayla mevcut durumun meşrulaştırılması sağlanmış. Ve gelecek eleştirilerinde önünü kesme amaçlı haksız bir saldırı ile karşı karşıya bırakılmıştır. Çeşitli sivil toplum kuruluşları baskı altına alınmış, “güç birliğini”desteklemesi yönünde açıklamaya zorlanmışlardır. Muhalif olanlar ise, DDHD'yi destekleyecekler bile hedef olmaktan korktuları için açıktan tavır takınmaktan sakınmışlardır. Dersimli aydınlar susturulmuş, oy vermek isteyenlerin bile kendilerinin isminin açıklanmasına karşı çıkmışlardır. Bir kısım aydın geçinen ise güce tapmış, aydın olma vasıflarını yitirmişlerdir. Narsist kişiliğe tapınma esas olmuş, eleştiri, öz-eleştiri Dersim’de gündem olmaktan çıkmıştır. Dersimli entelektüeller sorunlu hale gelmiş, esas düzeltilmesi gereken sınıf haline dönüşmüştür.
 Avrupa Birliği'nden gelen gözlemci heyetlerinin açıklamalarında, polislerin silahlı dolaşmaları seçimleri şaibeli duruma getirir; söylemlerinin daha vahimini “vadi” üzerinden seçmenlerimiz yaşamıştır.
Sandık başları ablukaya alınmış; taciz, tehdit, saldırılar halkın gözünü korkutmuş, olumsuz olayların olmaması için halk iradesi dışında “güç birliğine” yönlendirilmiştir. Eşim bile, saldırı ve tacizlerden dolayı oyunu zamanında kullanamamıştır.
Dersim’in demografik yapısı, üniversite, polis, subay ve yabancı memur mevcudiyeti üzerinden değişime uğramış, yerleşik oyların bölünmesi, “güç birliği” ve CHP’nin işine yaramıştır.
Dersim merkezinin, Demografik yapısındaki bir değişim söz konusu değilse; merkezde büyük oy farkıyla seçimleri kazanan yapıların hiç bir ilçede seçimi kazanmamasını ne ile izah edeceksiniz.
 Dersim’de üç özgün çizgi açığa çıkmıştır;
1. Kemalist ve Şovenist yapı; Bu birazda Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanı olmasından kaynaklı Dersim’de altın çağını yaşayan konumdadır.
 2. Katı Kürt Milliyetçisi yapı;
 Bu yapı daha çok grup çıkarlarını ön planda tutan; Mevki, makam,milletvekilliği, belediye meclis üyeliği, il encümen üyeliği üzerinden, seçim olmadan koalisyon oluşturan, koltuk savaşlarını yürüten güçlerdir. Çıkarlarına ters düşüldüğü andan itibaren dağılmaya mahkumdurlar.
3. DDHD ve bileşenlerinden oluşan yapı;
Sosyalist-Halkçı yerel yönetimler programı üzerinden, Dersim’in özgün kimliğine uygun; diliyle, Kızılbaş inancıyla, kültürüyle, kimliklerin, inançların çatışmadığı, Dersim’in Kürtlerini, Zazalarını Sosyalist Devrimcilerini bir çatı altında örgütlemeyi hedefleyen yapı. Dersim’in geleceği inşasında önemli rol oynayacakları kesindir.
 SONUÇ YERINE; Her türlü hile, entrika, tehdit ve tacizin yaşandığı bir ortamdaki seçim şaibelidir. Rakamsal olarak kazanılmış olsada, meşruiyeti tartışmalıdır. Halkın gerçek iradesini yansıtmamaktadır. Dolayısıyla seçilenlerde, gerekli çoğunluğu elde etseler bile ilerde meşuriyet tartışmalarından kaçamaycaklardır.
Böylesi bir ortamda, demokratik davranan her parti kaybetmek zorundadır. Çünkü kurallar demokratik davranmaya müsait değildir.
DDHD’de bu  olumsuz şartlar altında; Dersim merkezde istenmeyen sonucu almıştır... Ve kısaca yukarıdaki nedenlerden dolayıda seçimler rakamsal olarak kaybedilmişsede, nitelikli Sosyalist-halkcı program etrafında kenetlenmiş çekirdek bir halk militan kadrosu yaratılmıştır.
Selam olsun hiç bir çıkar gözetmeden, Sosyalist-Halkçı programın hayata geçme mücadelesinde onurluca davranan yoldaşlarıma..!
Şan olsun DDHD bileşenlerine..!            
 http://tunceliemek.com.tr/haberdetay.asp?bolum=7713&uyeid=0                                    


THKP-C/MLSPB ŞEHİTLERİ 24 NİSAN 2014

Her Devrim Kanla Yazılan Bir Manifestodur!..
Ve Önce Şehitlerimizi Saygıyla Selamlıyoruz!
Onurları Devrimde Yaşayacak!
Onlarla Daha Güçlü, Daha Çoğuz!..
Şehitlerimizin Işığıyla Aydınlanan Yolumuzda,
Onlarla Yürüyoruz
İnsanlık için aydınlık hep uzakta olmuştu. Bazı yönleriyle hala çok yakın sayılmaz... Ulaşmak için emek, kan ve ter isteyen bir hedeftir aydınlık... Bilimsel sosyalizm, nasıl yürüyeceğimizi, nasıl varacağımızı ve nasıl yaşayacağımızı gösterdi. İnsanlığın sosyalizme yürüyüşünde birinci dalga sayılıcak olan reel sosyalizm pratiği, neleri yapmamamız gerektiğinide öğretti... Gelişmenin ve ilerlemenin yolunu açtı...
Ne var ki bu yol, alabildiğine uzun ve zorlu bir yoldur. Ve bazı insanlar, bu yolun bayrak yarışçıları, en önde koştular. Büyük bir güçle, kararlılıkla, onurla,bilinçle...
Ve en önünde düştüler...
Her devrim hareketi, her mücadele, bir sonrakinin yolunu aydınlattı. Kanla yazılan manifestolar, insanlığı sarstı, dönüştürdü, ilerletti...
Ve şimdi,önce bu manifestoları yaratan soylu insanları saygıyla selamlıyoruz.
Marks'ı, Engels'i Lenin'i, Stalin'i ve devrimin diğer önderlerini, yaşamlarını sosyalizme adayan kahraman devrim insanlarını sevgiyle anıyoruz.
Büyük devrimci Mao'yu, Ho Şi Minh'i, Che Guevara'yı, Kim İl Sung'u, Amilcar Cabral'ı, Agustino Neto'yu, Samora Machel'i ve diğerlerini, devrimlerin ve kurtuluş mücadelelerinin binlerce isimsiz kahramanını sonsuz bir sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Sınıf mücadeleleri tarihi. insanlığın tarihi kadar eskidir ve insanllığın tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir. Eski ile yeninin çatışmasının tarihidir. Spartaküs'ten bu yana devrimciler, isyancılar: iyiden, doğrudan yana çarpıştılar. Tarifsiz acılara, zulümlere tanık oldular. Onları saygıyla anıyoruz.
Sınıf mücadeleleri tarihi, yürekli bilim adamlarına tanık oldu. Karanlık çağları aydınlatan, somut bilimlerin ve toplumsal bilimlerin yolunu açan bu büyük insanları saygıyla anıyoruz.
Paris Komünü barikatçılarının, Sovyet halklarının 1917 zaferini yaratan kahramanlarını, Çin'in Uzun Yürüyüşçülerini, Vietnam bataklıklarının acılarında büyüyen Uzakdoğulu şehit yoldaşlarımızı, Küba adasını bugün bir kıta kadar büyüten onurlu gerillaları, savaşan, savaşmakta olan dünyalı bütün yoldaşlarımızı aynı coşkuyla selamlıyoruz.
Dünya devriminin bir parçası olan Türkiye'de de, politik-askeri savaşımızra, halk savaşının öncü gerillası birçok yoldaşımız ve devrimci yurtsever kardeşlerimiz katledildi, katlediliyor.Türkiye halklarının bu yiğit evlatları, dünyanın diğer bölgelerindeki kardeşleri gibi, faşizmin kuşatmalarında, darağaçlarında,işkencehanelerde katledildiler.
1971 Haziran'ında, İstanbul Maltepe'de, yoldaşımız HÜSEYİN CEVAHİR.şubat 1972'de ULAŞ BARDAKÇI, 30 Mart 1972'de Kızıldere'de: partimizin politik-askeri önderi, yiğit savaşçı ve ideolog MAHİR ÇAYAN ile birlikte, SABAHATTİN KURT, NİHAT YILMAZ, SAFFET ALP, SİNAN KAZIM ÖZÜDOĞRU, ERTAN SARUHAN, HÜDAİ ARIKAN, AHMET ATASOY ve THKO'dan ÖMER AYNA, CİHAN ALPTEKİN katledildiler. KORAY DOĞAN'lar, TAYLAN ÖZGÜR'ler, HATİCE ALANKUŞ'lar ve 1970 sürecinde daha niceleri katledildiler.
Türkiye halklarının silahlı kurtuluş savaşında, THKO önderleri DENİZ GEZMİŞ, YUSUF ASLAN, HÜSEYİN İNAN, faşizmin darağaçlarında can verdiler. KADİR MANGA, ALPASLAN ÖZDOĞAN, SİNAN CEMGİL, dağlarda hain pusularda, TKP-MLönderi İBRAHİM KAYPAKKAYA işkencehanede katledildiler...

1975 yılında kurulan ve THKP-C mücadelesinin bir süreci olan MLSPB, Emperyalizme, Faşizme ve Oligarşiye karşı mücadele içinde pek çok savaşçısını yitirdi.

NURETTİN GÜRATEŞ (28 EKİM 1978)
CAN TEKELİ (16 EKİM 1978)
FEHMİ GÖKÇEK (AĞUSTOS 1978)
BEDRETTİN ŞINNAK
ERCAN YURTBİLİR (6 HAZİRAN 1981)
DOĞAN ÖZZÜMRÜT (6 HAZİRAN 1981)
TAMER ARDA (6 HAZİRAN 1981)
ATİLLA ERMUTLU (6 HAZİRAN)
HAKKI KOLGU (16 NİSAN 1980)
AHMET SANER (25 HAZİRAN 1981)
KADİR TANDOĞAN (25 HAZİRAN 1981)
CENAP DİZDAR
HALUK KÖYLÜOĞLU
SUAT İĞLİ (2 KASIM 1984)
KASIM AKKURT (2 KASIM 1984)
FEHMİ ATIŞ
CEBRAİL DİNÇ
ARİF YILMAZ (10 AĞUSTOS 1979)
NURETTİN YEDİGÖL (NİSAN 1981)
GÜRKAN ÖZDEMİR (20 HAZİRAN 1991)
YÜKSEL PARILTI (30 MART 1988)
MİTHAT KOÇULU (19 HAZİRAN 1980)
İBRAHİM ÖZALP (1981)
DAVUT GÜNAY (19 ŞUBAT 1978)
İSMAİL YİĞİT (2 AĞUSTOS 1980)
MUSTAFA MİTAŞ
BEDİR ALİ AKARSU (30 TEMMUZ 1979)
MUSTAFA ŞAHİN (8 EYLÜL 1979)
MUSTAFA ŞENPINAR (8 EYLÜL 1979)
OSMAN HAZNEDAR
YAŞAR BİLGİN
HASAN KARATAŞ
HALİL DUCAN
HÜSEYİN BİLİCİ
RECEP GÜVEL
HASAN ATEŞ
UĞUR ESENKAYA
ve diğer THKP-C savaşçıları;
NAZIM KURU, HALİL ASLAN, TAMER TABAK, ÖMER ÇİMEKEN, ÖMER SAÇLI, NEŞE DEĞİRMENCİ, GÜLER ÖZDURAN, ZEKİ YUMURTACI, O. MEHMET ÖNSAY, ŞEVKET ÖZCAN, İLKER AKMAN, YUSUF ZİYA GÜNEŞ, HASAN BASRİ TEMİZALP,...yoldaşlar, ülkemiz sınıf mücadelesinde katledildiler.Anıları ve mücadelelerini saygıyla selamlıyoruz.
1 eylül 1987'de örnek kitle önderi, örgütümüzün onur üyesi, DİDAR ŞENSOY, faşizme karşı mücadelede, demokrasi ve insan hakları mücadelesinin en önünde can verdi. Anısı, onun gibi yaşıyor, özlemle anıyoruz.
Kürdistan dağlarının, kanlarıyla ulusal kurtuluş anıtlarına ve ülkeye dönüştüren Mahzun Korkmaz'ları, Kemal Pir'leri ve bütün kürt yoldaşlarımızın coşkusunu saygıyla selamlıyoruz.
Ve partimizin savaşında, bilinci ve inancıyla proletaryanın haklı ve saygın davasında yerini alarak şu ana kadar onuruyla mücadele etmiş olan, kendini tamamen ve bütün gücüyle halkın davasına adayan, işkencehanelerde devrimin sırlarını can bedeli koruyan, zindanlarda ödünsüz direnerek tutsaklık koşullarınıda bir mücadele mevzisi kılan tüm yoldaşlarımızı, dünya ve ülke koşullarının bütün güçlüklerine karşı savaş arenalarını terk etmeyen, savaşan ve savaşacak olan arkadaşlarımızı büyük bir içtenlikle selamlıyoruz.

Devrimci Kurtuluş savaşımızın yüz karası olan her türlü ihanetçiyi ise lanetleyerek, halklarımıza, bunların hesabının sorulacağına dair söz veriyoruz!

ONURLARI DEVRİMLE YAŞANIYOR!
ŞEHİTLERİMİZLE DAHA GÜÇLÜ, DAHA ÇOĞUZ!
YAŞASIN POLİTİKLEŞMİŞ ASKERİ SAVAŞIMIZ!
YAŞASIN THKP-C/MLSPB!...

(Şafak Yargılanamaz-1.cilt'ten alıntıdır)

12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesi Döneminde, 1980'den 1984’e Kadar Katledilenler

İrfan Çelik 14 Eylül 1980 Davutpaşa Cezaevi
Ramazan Oğuz 20 Eylül 1980 Gazipaşa
Ali Çakmaklı 24 Eylül 1980 Adana
Şadan Gazeteci 26 Eylül 1980 İzmit Cezaevi
Zeynel Abidin Ceylan 26 Eylül 1980 Ankara
Hüseyin Karakaş 27 Eylül 1980 İskenderun
Ali inan 28 Eylül 1980 İstanbul
Abdurrahman Aktimur Ekim 1980 Mazıdağ Jandarma Karakolu
Ömer Aktaş 1 Ekim 1980
Ahmet Hilmi Fevzioğlu 02 Ekim 1980 Bursa Emniyet Müdürlüğü
Emin Alkan 4 Ekim 1980 Siirt
Hasan Asker Özmen 05 Ekim 1980
Ahmet Karlangaç 12 Ekim 1980 İstanbul Emniyet Müdürlüğü
Ekrem Ekşi 16 Ekim 1980 İstanbul
Metin Aksoy 24 Ekim 1980
Sait Şimsek 26 Ekim 1980
Ahmet Yüksel 27 Ekim 1980
Rafet Demir 30 Ekim 1980 Bursa Emniyet Müdürlüğü
Himmet Uysal 30 Ekim 1980 Uşak
Ahmet Altan 3 Kasım 1980 Maraş
İlhan Erdost 7 Kasım 1980 Mamak Askeri Cezaevi
İbrahim Eski 11 Kasım 1980 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Cengiz Aksakal 12 Kasım 1980 Artvin
Feridun Yılmaz 12 Kasım 1980 Eskişehir
Şükrü Gedik 12 Kasım 1980 Karakocan
Cafer Dağdoğan 12 Kasım 1980 Adana
Bekir Bağ 12 Kasım 1980 Mamak Askeri Cezaevi
Rüstem Gürsoy 14 Kasım 1980 İstanbul
Süleyman Ölmez 18 Kasım 1980 Tunceli
Hayrettin Eren 21 Kasım 1980 İstanbul Emniyet Müdürlüğü
Cuma Özaslan 25 Kasım 1980 Gaziantep
Kenan Gürsoy 3Aralık 1980 Diyarbakır
Bayram Lafçı 3 Aralık 1980
Recai Yılmaz 5 Aralık 1980 İstanbul
Mehmet Sanı 6 Aralık 1980 İstanbul
Ercan Koca 15 Aralık 1980 Ankara Yenimahalle Karakolu
Behçet Dinlerer 15 Aralık 1980 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Nihat Arda 16 Aralık 1980 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Şehmuz Akdoğan 18 Aralık 1980 Siverek
Sedat Özkaracadağ 27 Aralık 1980 Adana Cezaevi
Manzur Geçgel 27 Aralık 1980 İzmir
Turan Sağlam 28 Aralık 1980 Erzurum
Mehmet Dağ 29Aralık 1980 Adana
Davut Elibolu 29Aralık 1980 Amasya Emniyet Müdürlüğü
Hasan Kılıç 30 Aralık 1980 Elazığ Devlet Hastanesi
Yılmaz Peköz 1981 Kırıkkale
Oruç Korkmaz 1981 Kars
Hasan Temizsoy 1981 Maraş
Hasan Dorul 1981 Gölcük
Mehmet Emin Kutlu Ocak 1981Erzincan Cezaevi
Hasan Kılıç Ocak 1981 Tunceli
Cemil Kırbayır 5 Ocak 1981
İlyas Gülec 6 Ocak 1981 İstanbul
Ayhan Alan 8 Ocak 1981 Tarsus
Ahmet Uzun 16 Ocak 1981 Rize Garnizon Komutanlığı
Adil Ali Yılmaz 20 Ocak 1981 Ankara
Ahmet Demir Şubat 1981 Diyarbakır
Osman Karaduman Şubat 1981 Adana
Mehmet Ali Erbay 10 Şubat1981 Adıyaman Emniyet Müdürlüğü
Sinan Karacalı 11 Şubat 1981 Adana
İbrahim Alpdoğan 11 Şubat 1981 Maraş
Ömer Aydoğmuş 12 Şubat1981 İzmir Emniyet Müdürlüğü
Melımet Ali Kılıç 12 Şubat1981 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Hulusi Dalak 13 Şubat 1981 Gaziantep
Bedrettin Sınak 13 Şubat 1981 Adana Emniyet Müdürlüğü
Ünsal Beydoğan 25 Şubat 1981 İstanbul
Ali Küçük Mart 1981 Perşembe
Mehmet Kazgan Mart 1981 Malatya
Aydın Demirkol Mart 1981 Malatya
Osman Taştekin 5 Mart 1981 Kayseri
Celal Kıpırdamaz 10 Mart 1981 Uşak Emniyet Müdürlüğü
Halil Uluğ 16 Mart 1981 Adıyaman
Abdullah Paksoylu 16 Mart 1981 Adıyaman
İbrahim Çelik 17 Mart 1981
S. Satılmış Dokuyucu 18 Mart 1981 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Cemal Zengin 21 Mart 1981 Diyarbakır Askeri Cezaevi .
Tahir Şahin 21 Mart 1981 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Hasan Gazoğlu 30 Mart 1981 İstanbul
Şadiye Yavuz 1 Nisan1981 Manisa
Veysel Yıldız 1 Nisan1981 Malatya
Bozan Çimen 2 Nisan1981 Maraş
Nurettin Yedigöl 12 Nisan1981 İstanbul Emniyet Müdürlüğü
Cumali Ay 14 Nisan1981 İstanbul
Ahmet Sakin 21 Nisan1981 Ordu
Vakkas Devamlı 28 Nisan1981 Pazarcık Emniyet Amirliği
Mustafa lşık 1 Mayıs 1981 İstanbul
H. Hüseyin Damar 02 Mayıs 1981 İstanbul .
Özalp Öner 4 Mayıs 1981 İstanbul
Necip Kutlu 6 Mayıs 1981 Konya
Abdurrahman Çeçen 16 Mayıs 1981 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Ahmet Taner 16 Mayıs 1981Diyarbakır Askeri Hapishanesi
Ali Ekber Yürek 25 Mayıs 1981 Maraş
Ahmet Kılıç 31 Mayıs 1981
Hasan Akar Haziran 1981 Bozova
Ensar Karahan Haziran 1981 Şavşat
Kemal .... 2 Haziran 1981 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Selahattin Kunduz 17 Haziran 1981 Diyarbakır Askeri Cezaevi .
Aynur .... Temmuz 1981 Uşak Emniyet Müdürlüğü
Yusuf Bağ Temmuz 1981 Gaziantep
Bedri Bilge 20 .Temmuz 1981 Artvin
Yakup Göktaş 27 Temmuz 1981 İstanbul
Süleyman Cihan 30 Temmuz 1981 İstanbul Emniyet Müdürlüğü
Yakup Bıyık 6 Ağustos 1981 İstanbul
Bayram Kocabaş 21 Ağustos 1981 Ankara
Fehmi Özaslan 21 Ağustos 1981 Maraş .
Selahattin Satic 28 Ağustos 1981 Kırkağaç
Mehmet Yıldız 13 Eylül 1981 Ankara
Metin Sarpbulut Ekim 1981 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Hasan Alemoğlu 4 Ekim 1981 Ankara
Behzat Firik 10 Ekim 1981 Tunceli
Mehmet Ceren 20 Ekim 1981 Maraş
Ataman İnce 26 Ekim 1981 İstanbul
Mehmet Karados Kasım 1981 Erzurum
Cengiz Aksakal 12 Kasım 1981 Şavşat
Ali Sarıbal 13 Kasım 1981 Diyarbakır Askeri Cezaevi
İsmail Esen 15 Kasım 1981 Bursa Cezaevi
Günay Balcık 19 Kasım 1981 İstanbul
İsmet Taş 5 Aralık 1981 Metris Askeri Cezaevi
Şerif Yazar 24 Aralık 1981 Alemdağ Cezaevi
Hakan Mermeroluk 24 Aralık 1981 Alemdağ Cezaevi
İbiş Ural 27 Aralık 1981 Diyarbakır Cezaevi
Mustafa Şahin 28 Aralık 1981 Elazığ
Ali Erek Nisan 1981 Diyarbakır Askeri Hapishanesi
Ali Kamış 1982 Konya
Selahattin Kurutur 1982 Diyarbakır
Cemalettin Yalçın 1982 İstanbul
Fehamettin Şeref 1982 Şavşat
Benli Coşkun 1982 Nizip Adli
Halil Çınar 1982 Diyarbakır
Dede Oğuzhan 1982 Akşehir Cezaevi
Kenan Kılıç 1982 Diyarbakır
İsmet Çelik 2 Ocak 1982 İstanbul
Bahadır Dumanlı 3 Ocak 1982 Alemdağ Cezaevi
M. Emin Akpınar 25 Ocak Diyarbakır Askeri Hapishanesi
Süleyman Şeker Şubat 1982 Bozova
Sevket Sevseren Şubat 1982 Adana Devlet Hastanesi
Abdurrahim Aksoy 09 Şubat 1982 Samsun Emniyet Müdürlüğü
Ahmet Erdoğdu 10 Şubat 1982 Mamak Askeri Cezaevi işkenceleri protesto için intihar etti
Önder Demirok 22 Şubat 1982 Diyarbakır Cezaevi
Cemal Kılıç 23 Şubat 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
İsmet Ömürcan 26 Şubat 1982 Maras
İsa .... 5 Mart 1982 Ünye
Haydar Sönmez 6 Mart 1982 Elazığ
Vakkas Doğru 7 Mart 1982 Araban
Mazlum Doğan 21 Mart 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Kenan Çiftçi 21 Nisan1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Bahar Yıldız 9 Mayıs 1982 İstanbul
Bedri Tan 17 Mayıs 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Eşref Anyık 17 Mayıs 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Ferhat Kutay 17 Mayıs 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Necmi Öner 17 Mayıs 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Mahmut Zengin 17 Mayıs 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Cennet Degirmenci 22 Mayıs 1982 Gaziantep Emniyet Müdürlüğü
Asker Demir Haziran 1982 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Mehmet Ali Eraslan 9 Haziran 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Alaybey Yılmaz 23 Haziran 1982 Gölcük
Mustafa Tunç 9 Temmuz 1982 Haydarpaşa Hastanesi
Hüseyin Çolak 10 Ağustos 1982 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Aziz Özbay 23 Ağustos 1982 Diyarbakır Cezaevi
Yusuf Ali Özbey 27 Ağustos 1982 Besni
Adnan Zincirkıran Eylül 1982 Bozova
Kenan Küçük Eylül 1982 Ankara Emniyet Müdürlüğü
Ines Rumpf 23 Eylül 1982 Bursa Emniyet Müdürlüğü
Kemal Pir Eylül 1982 Diyarbakır Askeri Hapishanesi
M.Hayri Durmuş Eylül 1982 Diyarbakır Askeri Hapishanesi
Akif Yılmaz Eylül 1982 Diyarbakır Askeri Hapishanesi
Ali Çiçek Eylül 1982 Diyarbakır Askeri Hapishanesi
Zafer Müctebaoğlu 8 Ekim 1982 Mamak Askeri Cezaevi
Çoskun Altun Kasım 1982 İstanbul
İsmail Hakkı Hocaoğlu 11 Kasım 1982 İstanbul
Mustafa Asım Hayrullahoğlu 16 Kasım 1982 İstanbul Emniyet Müdürlüğü
Süleyman Aslan 20 Kasım 1982 Tokat Emniyet Müdürlüğü
Seyfettin Sağ 21 Kasım 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Hüseyin Sertkaya 21 Kasım 1982 Bingöl .Jandarma Karakolu
Feyzullah Bingöl 25 Kasım 1982 Muş Emniyet Müdürlüğü
Talip Yılmaz 20 Aralık 1982 İstanbul Hasdal Cezaevi
Aziz Büyükertaş 22 Aralık 1982 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Süleyman Aşkın 1982 Diyarbakır Askeri Hapishanesi
Sofi Abdurrahman 1982 Diyarbakır Askeri Hapishanesi
Mahmut Güneri Diyarbakır Askeri Hapishanesi
Abdurrahman Alğan Diyarbakır Askeri Hapishanesi
İhsan Çetintaş 1983 Erzurum
Halit Atalay 1983 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Mutlu Çetin Ocak 1983 Manisa
Ramazan Yayan 13 Ocak 1983 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Mehmet Emin Akpınar 25 Ocak 1983 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Zekeriya Erdoğan 24 Şubat 1983 Adana Adli
İsmail Kıran 31 Ocak 1983 Diyarbakır Emniyet Müdürlüğ
Mazlum Güder 4 Mart 1983 Elazığ
Niyazi Gündoğdu 15 Mart 1983 Sivas
İbrahim Koşar 20 Mart 1983 Adana Cezaevi
Mehmet Azbadem 7 Mayıs 1983 Diyarbakır Cezaevi
Abdullah Gülbudak 17 Mayıs 1983 Ankara Merkez Cezaevi
Hamdi Filizcan 4 Temmuz 1983 Çanakkale Cezaevi
Ali Güven 28 Temmuz 1983 İzmir Narlıdere Karakolu
İsmet Karak Eylül 1983 Diyarbakır Askeri Cezaevi
Hüsnü Seyhan 23 Eylül 1983 Ankara Anafartalar Karakolu
Hasan Akbaba Ekim 1983 Ankara
İsmail Kıran Kasım 1983 Diyarbakır
İbrahim Ulağ 3 Kasım 1983 Diyarbakır
Enver Şahan 13 Kasım 1983 Gaziantep Emniyet Müdürlüğü
İsmail Cüneyt 24 Aralık 1983 İstanbul

Cemal Özdemir 1983

1980 Öncesi Yitirdiklerimiz

1975 yılı

 23 Ocak 1975- Kerim Yaman, Vatan Mühendisliği basan faşistlerce katledildi.
  8 Aralık 1975- faşistlerce vurulan Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Nuray Erenler 14 Aralık hayata gözlerini yumdu
 1976 yılı

“Ocak 1976-   Pahalılıkla ve İşsizlikle Mücadele Derneği (PİM)  üyesi, Hacettepe öğrencisi  Şükrü Bulut faşistlerce öldürüldü”. (A.Kale)
8 Mart 1976- 1954 doğumlu Kıbrıslı, İTÜ Müh.Mim.Fak. Makina Bölümü 2. sınıf öğrencisi Mehmet Ömer'i faşistler Beşiktaş'ta katletti.
Nisan 1976- SBF’ni basan faşistler Hakan Yurdakul’u öldürdü. 
30 Nisan 1976-Kadıköy Mimarlık-Mühendislik Y.O öğrencisi ve İGD üyesi Mehmet Dağbaşı faşistlerce katledildi.

8 Nisan 1976- Ankara’ da üç devrimci genç katledildi.

Haziran-Temmuz 1976-¸ GSB eğitimcileri Muharrem Civikıran ve bekçi kurşunuyla öldürülen Ahmet Yumlu (?) ( Erden Akbulut)
  5- 6 Aralık 1976 - 1957 doğumlu DGSA 2.sınıf öğrencisi Muharrem Özdemir, Ülmen Aygın ile okula giderken kaçırılıp kurşuna dizildi Aralık ayı 5 i 6 ya bağlayan gece öldü. Ülmen Aygın kapatıldığı tuvaletin penceresinden kaçıp kurtuldu, ağzında bir kurşunla kurşun yıllar sonra çıkarılabildi.
Aralık 1976- Ege Üniversitesi öğrencisi Tamer Benlan katledildi.
10 Aralık 1976- Ankara Ziraat fakültesinde Aynur Sertbudak katledildi.

 10 Aralık 1976- Gökhan Edge’nin cenazesinde yaralanan Şefik Özdemir öldü.
 Ocak 1976 -Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Şükrü Bulut faşistlerce katledildi. 4 Ocak 1976 da yaşama gözlerini yumdu.
 25 Ocak 1976 - Cahit Şenyüz (DEV-GENÇ'li) faşist celatlarca(polislerce) işkencede katledildi. 
28 Ocak 1976- 1954 doğumlu Özer Elmas, İTÜ Mühendislik İnşaat fakültesi 2.sınıf öğrencisi Valde Çeşme durağında vurularak öldürüldü.
1977 yılı

1977-  İGD Ankara Ulus şubesi üyesi Hüdaverdi Sarıoğuzu trafik kazasında yitirdik. 
Ocak 1977 -Yıldız Üniversitesi'nde faşistlerce katledilen, M.Levent Ersoy, memleketi İzmit'te toprağa verildi.
24 Ocak 1977- İskenderun'da Ticaret Lisesi öğrencisi Yavuz Çalışkan, İsparta'da Mestan Büyükorkmaz katledildiler. 
25 Ocak 1977- Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencileri Baki Ünlü ve Hüseyin Yabuz faşistlerce öldürüldü.
Ocak 1977- Teknik Güç Dergisinin Yazı işleri Müdürü Zeki Erginbay faşistlerce kaçırılarak öldürüldü. 
21 Ocak 1977- Trabzon'da kaynağı belirsiz bir patlamada Yüksel Eriş öldü

 Mart 1977-Ankara-Ulus Akşam Ticaret Lisesi öğrencisi Ali Haydar ALAYDIN katledildi.

 Mart 1977-Çorum'da Ergül Baş adlı kız öğrenci faşistlerce öldürüldü.

 Mart 1977-Gaziantep-Faşist saldırıda İGD üyesi Enver Kurt'u kaybettik.

4 Nisan 1977-İzmir-İGD üyesi Avni Ece faşistlerce katledildi .

 Nisan 1977-İskenderun İGD üyesi Hikmet Umul faşistlerce öldürüldü.

 1 Mayıs 1977- 24 Nisan'da ağır yaralanan İGD üyesi Mehmet Yapıcı'yı kaybettik.
  18 Mayıs 1977-Adana-Karşıyaka Lisesi öğrencisi İGD üyesi Enver Özdek katledildi.

 1977 Haziran-  Gaziantep'te İGD' ye saldırılır, Saldırı sonrasında  dernekten arkadaşlarıyla birlikte dışarı çıkan Fevzi Türbeci'nin yolu kesilir,"Fevzi seninle işimiz yok sen git işine" denir. Fevzi arkadaşlarının arasından, ayrılmaz, Dostlarını yalnız bırakmaz. Ve kahbece arkadan vurulur.(bu şekilde düzeltilmesi Fevci Türbeci'nin yeğeni tarafından  istenmiştir.)
Ekim 1977 - İGD ve Maden-İş üyesi Şahin Acar faşistlerce katledildi.
3 Aralık 1977- İGD ve İLD üyesi Nevzat Bulut   2- 3 Aralık'a bağlayan gece katledildi.

 1977 Aralık- İGD G.Osmanpaşa üyesi Sinan Hepşen faşistlerce katledildi.
1977 Aralık- Kadıköy Mühendislik-Mimarlık Y.O öğrencisi ve İGD üyesi Mustafa Sacit Saraçoğlu katledildi.

  1978 yılı
14 Ocak 1978- İGD üyesi, İlerici Tıblar Derneği kurucularından, kapatılan GSB'nin merkez yöneticilerinden Barış Yıldırım Beyazıt Meydanında faşistlerce katledildi.

  Ocak 1978- Manisa Lisesi Öğrenci Birliği başkanı İGD ve İLD üyesi Nejat Gökpınar faşistlerce dövülerek öldürüldü.
 27 Ocak 1978- İstanbul Anadolu Spor Akademisi öğrencisi Sait Ulusoy katledildi .
16 Mart Katliamı
16 Mart 1978- İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde faşistlerin bombalı saldırısında 6 yurtsever öğrenci öldü. A.Turan Öner, Baki Ekiz, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl, Hatice Özen, Murat Kurt.
 Nisan 1978-Ankara-Yüksek Teknik Öğretmen Okulu öğrencisi, Zafer Boz öldürüldü.
9 Mayıs.1978-İLD üyesi Güney Koçoğlu yakalandığı amansız hastalığa yenik düştü.

9 Mayıs 1978 20.30 sıralarında İDMMA öğrencisi Müjdat Çelikyay, Hasan Okut ve Renan Eriş faşist pusu sonucu katledildiler.

Mayıs 1978-İGD üyesi Cevat Balcı, Zonguldak öğrenci yurdu yakınlarında, faşistlerce katledildi.

Temmuz 1978-Adana Ticaret Lisesi öğrencisi,İGD üyesi Ali Güvercin faşistlerce öldürüldü.

Temmuz 1978 - Adana'da Sasa işçisi ve İGD üyesi Gani Yumrutepe Faşistlerce öldürüldü 

 “1978   Ekimi  ADANA İLD üyesi  Ali KARAKIZ katledildi.

1979  Temmuzda  Ali’ nin ablası SASA  İşçisi  ADANA İKD üyesi Meryem KARAKIZ  sevgili Gani YUMRUTEPE  ile birlikte katledildi. Aynı olayda Gani'nin  eşi Ayşe YUMRUTEPE ise  ağır yaralanmıştı.” (Doğan Özkan)

Temmuz 1978.İGD Saruhanlı şube sekreteri Hüseyin Avcı faşistlerce katledildi.

Temmuz 1978- DİSK 7.Bölge çalışanı ,İGD üyesi Erdoğan Aksu katledildi.

Temmuz 1978 - İLD üyesi Ömer Er'i geçirdiği bir kalp krizinde kaybettik.
8 Haziran1978- Faşistler ilerici genç karikatürcü  İbrahim Güngör'ü katletti.

Ağustos 1978- İLD üyesi Göksel Demirtaş'ı bir hastalık sonucu yitirdik.

Ağustos 1978.İGD İzmir-Yeşilyurt üyesi Ahmet Kuru'yu bir hastalık sonucu yitirdik.

10 Eylül 1978-Halkın Kurtuluşu" Düzce İGD üyesi Önder Alkan'ı öldürdü.

12 Eylül 1978- İGD Gaziosmanpaşa Şubesi üyesi Ali Ermiş, Rami-Topçular Belediyesi civarında, faşistlerin açtığı ateş sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılmasına karşın kurtarılamadı.-28 Eylül 1978- Faşistler İLD ve İGD üyesi Aytekin Taş'ı katletti.
1 Ekim 1978- İGD Adana Şb. başkanı İGD MYK Yedek Üyesi Hüseyin Güzel faşistlerce katledildi.

8 Ekim 1978- Ankara Bahçelievler'de 7 TİP ve GENÇ-ÖNCÜ üyesi faşistlerce katledildi.
 Ekim 1978-  ÖNCÜ hareketinin merkez yöneticilerinden GSB üyesi, Mehmet Kırlı- Selahattin Topçu trafik kazasında yitirdik .

3 Kasım 1978 -Faşistler Yıldız Üniversitesinde Dev-Genç üyesi Numan Kaygusuz'u katletti.

 30 Ekim 1978-Faşistlerce bıçaklanarak yaralanan İGD Trabzon Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Cuma Halputluoğlu 6 Kasım 1978 günü kurtarılamadı. -7 Kasım 1978-TİKP yandaşı maocular Bakırköy Lisesi öğrencisi ve Liseli Dev-Genç Y.K üyesi Turgut İplikçioğlunu öldürdü.
15 Kasım 1978- Maocuların yaraladığı, İGD Ergani şubesi üyesi Mehmet Aras kurtarılamadı.

Kasım 1978- İGD ve İLD üyesi Ali Karakız Halkın Kurtuluşu çetelerince öldürüldü.

 Kasım 1978- İGD ve TÜTED üyesi Kenan Öztürk faşistlerce katledildi.

 Kasım 1978- Maocular İGD ve KÖGEF üyesi, ODTÜ öğrencisi Ercan Turgut'u öldürdü.

 Kasım 1978- GSB ve İGD üyesi, POLİTİKA gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Özgür Faşistlerce ağır işkencelerden geçirilerek katledildi.

 Aralık 1978- İGD Karabük şubesi üyesi Halit Köklü faşistlerce öldürüldü.

 7 Aralık 1978- Ergani’de  Cuma Yeşil'e pusu kurularak ateş edildi. Yaralı hastaneye kaldırılırken yaşamını yitirdi.

1 Aralık 1978- İGD Adana şubesi üyesi Kemal Pehlivan evi kurşunlanarak katledildi. ‘”1 Aralık 1978 İGD Adana şb. üyesi Kemal PEHLİVAN değil. KEMALİ PEHLİVAN olacaktı. okul arkadaşımdı. yitirmeseydik inşaat müh. olacaktı.

Adana İ.T.İ.A. Müh.Yük. Okulunda 3. sınıf öğrencisiydi.Düzce'li Çerkez  yiğit bir yoldaşımızdı.gece evi faşistler tarafından taranmıştı. 5 veya 6 yerinden vurulmuştu. ama bir mermi vardıki alnının tam ortasındaydı. Adana numune hastanesine getirildi başından röntgeni çekildi ve kısa bir süre sonra yaşamını yitirdiğinde kollarımdaydı. ben o dönemde Adana İGD şb. yük.öğr. büro sorumlusuydum. İnanıyorum ki yitirdiğimiz diğer dostlarımızla birlikte ışık içinde yatıyorlar.’ (Necip Tırpan)
1979 yılı

“ 26 Subat 197-. IGD üyesi ODTÜ’lü  Serdar Özgercin. Ankara Seyranbaglarında Aydınlıkçılar tarafindan katledildi” (Cüneyt Pala)
 7 ylul 1979 da    Turgutlu'da fasit ve karanlik guclerce  4 yigit fırın iscisi KATLEDİLDİ.
28 Mart 1979- Bursa-Faşistler İGD üyesi Demir Yaraşık'ı öldürdü.

 Nisan 1979-İGD ve ASTER-İŞ sendikası üyesi  faşistlerce öldürüldü.
Mayıs 1979-Gaziosmanpaşa İGD üyesi Ersun Demirel'i yitirdik.


Mayıs 1979- Bakırköy Halkevi bombalandı. Üç İGD üyesini yitirdik.Nİhat Özyağı, Yusuf Atbakan, Serdar Akçer.

Bakırköy Halkevi'ndeki katliamla ilgili düzeltmeyi,tustav- genclik.org' a iletmişti.İYG' nin,22 Haziran 1979 tarihli  77 sayısında,Bakırköy Halkevinde katliama yol açan bombanın,11 Haziran 1979 akşamı atıldığı yazıyor.” (Adnan Sel)
Mayıs 1979-Bursa faşistler Eğitim Enstitüsü, öğrencisi Aydın Kamburoğlunu katletti.
“1979 Nisan sonları,İSKENDERUN İGD üyesi Abbas LÜLE  1 Mayıs bildirisi dağıtırken çıkan çatışmada katledildi! (Doğan Özkan)
15 Ağustos 1979'da Eskişehir- Necmi Göçmen  (20 yaşına girdiği gün öldü. Ölümünden 1 ay kadar önce bir pusuda yaralandı. Kurşun yemek borusunu parçaladı. O dönemde bunun tedavisi Türkiye''de yoktu. tedavisi için yurdışına çıkmasına izin verilmemiştir.) öldürüldü.
17 Ağustos 1979-  Ahmet Hakan İKO'cularca katledildi.

18 Ağustos 1979-  Fevzi Kuruçay İzmit'te faşistlerce katledildi.

-22 Ağustos 1979- Cemal Bülbül Şişli'de katledildi.
30 Ağustos 1979- Bakırköy İGD yöneticisi Hürriyet Er katledildi.

 1 Eylül 1979- İGD Çırak-Der üyesi İbrahim Berberoğlu Ankara'da faşistlerce öldürüldü [Bilgi, Halil Çelimli]
Ağustos 1979.Faşistler 3 İGD üyesini katletti.

Eylül 1979- Maocular Gaziantep'te İGD üyesi Mehmet Kaya'yı öldürdü.

 11 Eylül 1979- İGD Çıkar-Der üyesi İbrahim Berberoğlu, Ankara'da faşistlerce öldürüldü.-25 Aralık1979- Zeki Şahin Feriköy'de "Kurtuluş" grubunun silahlı saldırısı sonucunda öldürüldü ( Liseli dergisi 13.02.1980 baskı tarihi)
  1980 yılı

Ocak 1980- İGD beş yiğit evladını daha yitirdi.

Nisan 1980- Adana-İLD, İGD üyesi Tekin AKIŞ , Maocu'lar tarafından katledildi. ‘Nisan 1980 Adana İGD-İLD üyesi Tekin AKIŞ (yanlışlıkla Alkış yazılmış) ( Mustafa Necati Çapanoğlu)
Nisan 1980-Eskişehir mitinginden dönen, ikisi BANK-SEN üyesi üç ilerici genç faşistlerce katledildi
18 Nisan 1980-Ankara- Maocular , İGD yöneticisi Mehmet Eren’i öldürdü. 
 Nisan 1980- Şişli- İGD üyesi genç öğretmen Alptekin Kardağ katledildi.

  17 Nisan 1980-İGD Karabük Şubesi Yönetim Kurulu üyesi İsmet Ceylan öldürüldü. 
-21 Nisan 1980-  İstanbul Fatihte Ahmet Tiryaki ve kardeşi uyurken kurşunladılar. Ahmet Tiryaki yaşamını yitirdi.
 Mayıs 1980-  Fatih Ticaret Lisesi öğrencisi İLD ve İGD üyesi Mehmet Aylak faşistlerce katledildi.

“16 Mayıs 1980 günü Sehremeni Halk Tüketim Kooperatifi calisanlarindan Mehmet Aylakdurmaz, fasist canilerce katledildi.” (İsmail Özerkaya)

- Mayıs 1980-Malatya'da, gözaltındaki ilerici genç Mehmet Ali Karasoy öldürüldü
Mayıs 1980-Faşistler Zeytinburnu'nda kahve basıp, İGD üyesi Muammer Erçelik'i katletti.

  6 Mayıs 1980-İLD üyeleri İsmail Demircan ve Abdullah Çetin faşistlerce Eskişehir'de katledildi.
23 Mayıs 1980-  İGD üyesi, Çapa- Tıp Fakültesi öğrencisi Levent Taşçıoğlu faşistlerce kaçırılarak, işkenceyle katledildi.

28 Mayıs 1980 - Faşistler Beşiktaş Halk-Koop'u bastı. İGD ve İFSAK üyesi Halil Kıyak'ı katletti. 

 5 Haziran 1980- İGD Sakarya şube sekreteri, Memduh Gündoğan,polislerce otomatik silahlarla taranarak katledildi.
16 Haziran 1980-  İGD üyesi Ahmet Nurican Doksanbir ve ilerici kadınlardan FİHAL Çıldır Erünsal  Suadiye Halk Koop'a yapılan saldırıda katledildiler. ” Suadiye Halk koop baskınında öldürülen Ahmet Nurican Doksanbir (Ali Kerim Mutlu) 
“16 Haziran 1980 günü sicim gibi yağmur yağıyordu, öğle saatleriydi. Suadiye Halk Tüketim Kooperatifi'ne saldıran faşistler, koopertatifin yönetim kurulu üyesi, Atatürk Egitim Enstitüsü öğrencisi ve IGD üyesi, Ahmet Nurican Doksanbir'i ve kooperatif üyelerinden, ev kadini, IKD üyesi, Bank-sen üyesi Nurettin Erünsal'in esi FİHAL Çıldır Erünsal'i iki çocuğunun önünde katlettiler.” ( İsmail Özerkaya) 
12 Haziran 1980- İzmir İnciraltı yurtlarına resmi giysilerle baskın düzenleyen katiller 5 ilerici-demokrat öğrenciyi katletti.

 (1980 Eylül ayında ADANA TEKEL İşçisi İGD üyesi Erdoğan POLAT  katledildi.  ‘Doğan Özkan)
Temmuz 1980-İTÜ öğrencisi,İGD üyesi Kamil Uysal 15 temmuz gecesi jandarma kurşunlarıyla katledildi.

28 Temmuz 1980- Fatih'te İKO'cu çeteler İGD üyesi Şahin Gökduman'ı katletti. -9 Temmuz 1980- Samandağ'da bir kahve taramasında İGD üyesi Mithat Sahilli öldürüldü.
Temmuz 1980- Eskişehir'de Yaşar Özgür adlı ilerici genç, Dev-Sol yanlılarınca öldürüldü.

26 Temmuz 1980- İLD üyesi Tuncay Okuyan Beşiktaş Yenimahalle'de işkence edilerek öldürüldü.

Temmuz 1980- İLD üyesi,Paşabahçe Ferit Ünal Lisesi öğrencisi Ali Güney faşistlerce katledildi.

27 haziran 1980 gecesi Zeytinburnunda sol görüşlü iki genç Turgut Akkaya ve Şükrü Sülek faşistlerce kaçırılıp işkenceyle katledildiler

Tarih  bilgileri bulunmayanlar
 İsmail Çelik- İGD Sefaköy şubesi'nin bir üyesiydi. " Partizan" adlı Maocu cinayet şebekesi tarafından alçakça katledildi. Anısı yaşayacak, hesabı sorulacaktı.”Sefaköy'de katledilen arkadaşımız İsmail Çelik'in öldürüldüğü yıl 1979 olmalı aydasanırım Eylül (İsmail'in öldürüldüğü zaman nöbetçi yurt AÖS 'de kalıyorduk.) (Ali Kerim Mutlu)
29 Eylül - İLD Şişli Şube Yönetim kurulu üyesi, ve İGD Hasköy yöneticisi Cengiz Bayramoğlu, uzun süredir tedavi gördüğü kanser hastalığı nedeniyle aramızdan ayrıldı.

  Antalya Akkerpiç köyünde bir kahvenin taranması sonucu İGD üyesi Mehmet Uyar katledildi.

İGD Adana şube üyesi Turgay Subaşı öldürüldü.
Salihli faşistler adliye koridorlarında İGD üyesi Kemal Baysal'ı öldürdüler
Adapazar'ında bir ilerici genç kurşunlanarak öldürüldü.
Beşiktaş Barbaros kahvesinde patlayan bir bomba sonucu İGD üyesi Orhan Toprakçı'nın yanı sıra 5 İlerici genç öldü 
Sefaköy- Hüseyin Ateş  öldürüldü. “Sefaköy'de öldürülen Hüseyin Ateş 1979 yılı yazında İsmail'den iki ay kadar  önce partizan tarafından öldürülmüştür” (Ali Kerim Mutlu) .

İzmir- Karabağlar Y.K üyesi Ramazan Kocaoğlu
Eskişehir li  Bahri Gülpınar ,Halkın Kurtuluşu güruhunu  Ankara Cebeci de kovalarken toprağa düştü..

A.Ü Siyasal Bilgiler  Fakültesi  üçüncü sınıf öğrencisi , bir kaç aylık evli ve bir kaç ay sonra doğacak bir çocuğun babasıydı.  (Yavuz Erdoğan)